Yüzbinlik Mitingde Türk-İş Ağaları Genel Grev Diyemedi! Öfkeli TEKEL İşçileri Kürsüyü İşgal Etti!

Tekel işçilerinin Ankara’daki direnişlerinin 34. günü olan 17 Ocak pazar günü Türk-İş yüzbine yakın emekçinin katıldığı bir miting örgütledi. Direnişteki Tekel işçilerinin eylem programının bir parçası olarak düzenlenen ve itfaiye işçileri ile de dayanışmayı yükseltmesi gereken miting, bu direnişlerin gerektirdiği militan, kararlı ve vurucu duruşu değil Türk-İş yönetimi tarafından bürokratik ve sürecin dayatması nedeniyle örgütlenen bir eylemi yansıtıyordu. Bu hava, birçok şekilde ortaya çıktığı gibi mitingin temel sloganı da durumu koymaya yeter: “Ekmek, Barış, Özgürlük İçin Demokrasi ve Haklar”.

Sabahın erken saatlerinde il dışından gelenlerin Hipodrom meydanında toplandıktan sonra, kortejlerini oluşturarak eylemin başlangıç noktası tren garına doğru yürüyüşe geçtiler. Türk-İş’e bağlı sendikaların yoğun katılım yaptığı eylemde DİSK, KESK ve TMMOB’un katılımı sınırlı kaldı. 10’da başlayan yürüyüş Sıhhıye meydanında mitingle devam etti. İşçinin Yolu-SDH olarak biz eyleme “Yüklen Emekçi Kazanacağız” pankartımızla, yaklaşık 60 kişilik kortejimizle, “Tekel işçisi yalnız değildir”, “Genel grev genel direniş”, “Yaşasın sınıf dayanışması”, “Yaşasın devrim ve sosyalizm”, “İşçilerin birliği sermayeyi yenecek”, “Hak verilmez alınır zafer sokakta kazanılır” sloganlarımızla coşkulu bir katılım yaptık.

Direnişteki Tekel ve itfaiye işçilerinden ve özelleştirme kapsamına alınan şeker fabrikaları işçilerinden birer konuşmacının ardından Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu kürsüye çıktı. Kumlu’nun konuşması boyunca Tekel işçileri “Türk-İş göreve genel greve”, “genel grev genel direniş” sloganları atarak baskı yaptılar. Kumlu ise direnişteki işlerin kararlılığına, eylem için biraraya gelen onbinlerce işçinin ortaya koyduğu güce aldırış etmeden AKP hükümetine ricacı bir konuşma yaptı:
“TEKEL ve itfaiye işçileri başta olmak üzere çalışanların taleplerine kulak ver. İşsizliği önle. Kiralık işçilik düzenlemesinden vazgeç. Kıdem tazminatı hakkımıza el uzatma. 4/C ve benzeri uygulamalardan vazgeç. İşsizlik Sigortası Fonu'na el uzatma. Vergi adaletsizliğini gider. Sağlık ve sigorta haklarımızdaki mağduriyeti gider. Asgari ücreti sefalet ücreti olmaktan çıkar. İş sağlığı ve güvenliği alanındaki aksaklıkları gider. Antidemokratik yasaları değiştir. Örgütlenmenin önündeki engelleri kaldır. Taşeronlaşma ve kayıt dışı ekonomiyi engelle. Sosyal devleti uygula. Özelleştirmeleri durdur. Bu meydana, buraya kulak ver. Bu sesi duy.”
İşçilerin sloganlarına kulaklarını kapatan Kumlu, hükümete yönelik hiçbir iddia ve tehdit ortaya koymayan konuşmasını bitirir bitirmez bir grup Türk-Metalcinin koruması altında alanı terk etti.    

Bütün çağrılarına rağmen genel grev çağrısı kararını açıklamayı bırakın çağrısını bile yapmayan Türk-İş Genel Başkanı’nın konuşması karşısında öfkeye kapılan işçiler platforma çıkarak kürsüyü işgal ettiler. Platform üzerinden genel grev çağrılarını yükselten işçiler, kürsü etrafındaki Tekel işçisi direnişçi arkadaşları tarafından sloganlarla desteklendiler. Tekel işçileri hep bir ağızdan “Genel grev genel direniş”, “Kumlu gelecek söz verecek” sloganlarını haykırdılar.     

Bir saate yakın süren kürsü işgali sırasında bir Türk-İş Yönetim Kurulu üyesi ve Tek-Gıda-İş sendika bürokrasi hiyerarşisinin çeşitli bileşenleri platformda hem işçileri inmeye ikna etmeye hem de konuşmalarla kürsü etrafındaki Tekel işçilerini yatıştırmaya çalıştılar. İşçinin Yolu olarak biz de kürsünün etrafında daha önceden de belli bir güven ilişkisi kurduğumuz Tekel işçileriyle birlikte sloganlarla hem işçilerin platformdan ayrılmaması talebini hem de genel grev çağrısını yükselttik. İşçilerin kararlı duruşu karşısında sendika bürokratları durumu manipüle etme yoluna gittiler. Bu süreçte ne yazık ki daha sonra kürsü etrafına yaklaşan SDP, BDSP gibi gruplar sendika bürokratlarının ekmeğine yağ sürdü. Ağalar işçilere çemkirme, söz verme gibi her şeyi denedikten sonra başarılı olamayınca konu saptırarak bu grupların bayraklarını indirmesine yöneldi. Bayraklarını indirmeyi reddeden gruplar bu sürecin manipüle edilerek sendika bürokratları tarafından kullanılmasına imkân verdiler. Bayraklarını indirmeme ısrarından yararlanan sendika ağaları bu gruplara müdahale edilsin çağrısı yaptı ve küçük çaplı bir itişme yaşandı. Bu kısa süreli gerilim ve itişme, daha geri bilinçli işçilerin üzerinde kötü etki yaptığı gibi sendika ağaları tarafından da işçilerle sendikanın arasını birilerinin bozmaya çalıştığı şeklinde kullanıldı. Kürsüyü boşaltmak istemeyen işçiler bu olaydan sonra kürsüyü boşaltmaya zorla da olsa ikna oldu ve sendika ağaları Tekel işçi kitlesini alanı boşaltıp Türk-İş önüne doğru yürüyüşe geçirmeyi başardı. İşçilerle belli bir diyalog ve güven ilişkisini oluşturmadan, sendika ağalarının manipüle edebileceği bir duruma fırsat vererek bayrakları indirmemekte gösterilen ısrar ve sonrasında gelişenler doğru bir tavır olmadığı gibi işçilerin direnişinin bertaraf edilmesinde ne yazık ki kullanılmıştır. Öncesinde de sendika ağları, birebir Tek-Gıda-İş Başkanı Mustafa Türkel, Başkanlar Kurulu hiçbir karar almayınca işçilerin tepkileri karşısında dışarıdan gelenlerin işçilerle sendika arasına girdiğinden dem vurup bizi işaret ederek hedef göstermeye ve bizi oradan çıkarmaya çalışmıştı. Ancak Türkel’in, ki işçilerce yanlış şekilde Kumlu’dan ayrı tutulan, bu tavrını sürecin başından beri diyalog içinde olduğumuz Tekel işçileri boşa düşürüp bize sahip çıktı ve onları çıkartamazsınız diyerek yüklendiler. Olması gereken de budur.   

Öfkesi dinmeyen Tekel işçisi tepkisini Türk-İş önünde de yansıtmaya devam etti. Kaynayan bir kazanı andıran Türk-İş önünde yaklaşık 150 kişilik bir grup zorlayarak Türk-İş binasına girerek yönetim katına çıktılar. İşçiler binadan çıkmaya ikna edildikten sonra Tek Gıda-İş Başkanı Mustafa Türkel şube başkanlarını yanına alarak işçileri yatıştırmak için bir açıklama yaptı. Konuşması fazlaca alkışlanmayan Türkel, Türk-İş ve Kumlu’ya yönelen öfkeden tam nasibini almasa da daha ileri bilinçli işçilerin gözünde büyük oranda etki kaybetti. DİSK ve KESK’e yönelik genel grev ilan edelim çağrısı yapan Türkel, Türk-İş adına biraz günah çıkararak işçileri hem ikna etmeye hem de kendisini Türk-İş yönetiminden ayırarak işçiler üzerindeki etkisini korumaya çabaladı. Sivil toplum örgütleri, sendikalar ve siyasi partilere saat 17:00-19:00 arası destek ziyaretleri çağrısı ve genel grevin yükünü DİSK, KESK’in üzerine atmaktan başka bir şey ifade etmeyen konuşması işçileri tatmin etmedi.   

17 Ocak günkü miting ve sonrasında yaşananlar Tekel işçilerinin gözlerine süreç içinde zaten büyük oranda kavradıkları sendika ağalarının misyonunu daha da net şekilde soktu. Süreci ancak kendileri belirledikleri ölçüde kazanacaklarını, yoksa sendikanın süreci uzatarak yorup yıldırmak ve böylece ihanet etmek istediği tekrar ortaya çıktı. İşçinin Yolu olarak direnişin başından beri gün boyunca ve oturma eylemleri boyunca gece gündüz anlattığımız, bildirilerde yazdığımız bu durum işçilerce de daha net göründü. Kürsü etrafındaki işçilerin direnişine destek verirken güçlü bir diyalog geliştirdiğimiz işçilerin orada olup destek verdiğimiz için bize teşekkür etmesi de bunun bir sonucundan başka bir şey değildi. 

Yüklen Emekçi Kazanacağız!

Zafer Direnen Emekçinin Olacak!

Birleşen İşçiler Yenilmezler!