Türk Hava Yolları Grevi
Lev Troçki ve SSCB'de Marksizmin Kaderi

Bu konferans Profesör Vadim Rogovin tarafından 3 Haziran 1996 tarihinde Avustralya'nın Sydney şehrindeki Macquire Üniversitesi'nde verildi.

25 Ağustos 2004

Bu konferansı düzenleyenlere bana bu güzel üniversitede konuşma olanağı verdikleri için minnettarım.

Bugün yirminci yüzyılın en seçkin şahsiyetlerinden biri hakkında konuşacağız. Onun bugün bile hâlâ çok farklı tepkilere neden olan düşüncelerini ve kişiliğini tartışacağız.

Her büyük devrim o ülkedeki ahlaki ve düşünsel iklimi değiştirir ve Lenin'in işaret ettiği gibi daha önce mümkün olması düşünülmeyen yeni yeteneklerin ve yeni güçlerin oluşumuna neden olur.

Ekim devriminin önde gelen şahsiyetleri içinde, yeteneklerinin ve becerilerinin çok yönlülüğüyle Rönesans çağının insanları ile rahatlıkla kıyaslanabilecek onlarca insanın ismini sayabilirim.

Bu insanlar 1919-21 yıllarında yaşanan İç Savaş sırasında Kızıl Orduyu yönetme ve eski Çarlık profesyonel subaylarının komutasındaki, ekipman ve malzeme desteği yabancı güçler tarafından sağlanan, Beyaz Orduları yenme becerisini gösterdiler.

Savaş sonrasında en yetkin ekonomi uzmanları oldular. Toplumsal yaşamın en çeşitli entelektüel ve kültürel alanları da dahil olmak üzere pek çok alanında öncü rolü oynadılar.

Ancak bu seçkin insanlar grubu içinde bile Troçki'nin şahsiyeti hem gücüyle hem de yeteneklerinin çok yönlülüğüyle hepsinden çok daha fazla göze çarpıyordu.

Troçki, Kızıl Ordu'yu örgütleyen kişiydi ve bu ordunun bir çok zaferinin onuru ona aitti. Diplomasi alanında yabancı ülkelerin önderleriyle karşı karşıya geldiğinde muazzam bir yetenek sergiledi ve bu yeteneği nedeniyle de büyük saygı gördü. Troçki, Sovyet ekonomisinin bütün dallarını yönetebilen, hem de etkin bir biçimde yönetebilen biriydi.

O aynı zamanda büyük bir hatipti ve bütün izleyicileri ayağa kaldırma ve derinden etkileme becerisine sahipti. Onun konuşmalarına tanık olmuş çok sayıda insan var. Menşevik tarihçi Suhanov, Troçki'nin bir konuşması sırasında kendisinin de izleyenler arasında yer aldığını anlatır. Konuşma 1917'de Petrograd'da ünlü Cirque Moderne'de gerçekleştirilmiş ve birkaç saat sürmüştü. Troçki konuşmasını şu sözlerle bitirmişti: "Haydi kanımızın son damlasını ve bütün yaşam gücümüzü sosyalist devrimin zaferine adayalım".

İzleyenlerin hepsi birlikte ellerini kaldırmış ve kanlarının son damlasına kadar mücadele edeceklerine ant içmişler.

Siyasi olarak Troçki'nin görüşlerini paylaşmayan Suhanov, daha sonra yolda yürürken kendi kendine şaşarak, kendisinin de elini havaya kaldırdığını ve yaşamını devrime adamak için ant içtiğini fark etmiş.

Troçki, iç savaş sırasında Kızıl Ordu'nun başı olarak, düşüncelerini sadece Kızıl Ordu'nun diğer üyeleriyle değil, fakat aynı zamanda asker kaçakları ile de tartıştı. Troçki'nin bir grup asker kaçağına yönelik yaptığı bir konuşmanın, bir bölümü, Rus yazar Aksyonov'un bir romanında açık bir biçimde anlatılır.

Aksyonov romanda eski bir Bolşevik olan ve daha sonra 20 yıl Sovyet kamplarında kalan babasının kendisine anlatmış olduğu bir hikayeyi aktarır.

Aksyonov'un babasını esas alarak oluşturduğu roman kahramanı, bir zamanlar açık alanda tutulan, büyük bir asker kaçağı grubunu gözetim altında tutan muhafızlardan biri olduğunu anlatır.

Ardından Troçki'nin treni oraya gelir. Troçki, İç Savaş sırasında treniyle bir cepheden ötekine giderdi. Elbette Aksyonov 1960'ların başlarında, romanda Troçki'yi kendi adıyla anamazdı. Romanda sadece Moskova'dan üst düzey bir komiserin geldiği söylenir.

Troçki, hemen oracıkta yapılıveren, pek de sağlam olmayan bir platformun üzerine çıkar ve haydut görünüşlü asker kaçaklarına hitap etmeye başlar. Troçki çok sayıda öfkeli bağırışlarla karşılanır. Asker kaçakları Troçki'ye defolup gitmesini söylerler. "Bizi bitin ve siperlerin içine gönderdin, Allah cezanı versin, defol git buradan" diye bağırırlar.

Komiser Troçki askerlerin bağırışlarını keser. Şöyle der, "Muhafızların burada ne işi var? Muhafızları buradan çekin. Bu insanlar burjuva pisliği değil, bunlar Kızıl Ordu savaşçıları."

Asker kaçakları Troçki'nin konuşmasına başlama şekli karşısında o kadar şaşırırlar ki, birden bire seslerini keserler.

Troçki daha sonra birçok güçlü slogan içeren bir konuşma yapar ve "Zafer kısa zaman içinde bizim olacak, bizler Denikin'i yeniyoruz ve bizler bunu bütün cephelerde yapmaya devam edeceğiz."

Troçki sözlerini sürdürdükçe daha ve daha fazla hurrah bağırışları ve ona destek veren bağırışlar duyulur. Askerler dönüşüm geçirmektedir. Konuşmanın sonunda bu insanlar artık serkeş bir kalabalık değil, cepheye gitmeye ve savaşmaya hazır Kızıl Ordu savaşçılarından oluşan bir müfrezedir.

Bu hiçbir biçimde ebedi bir abartma değildir. Çok yıllar önce Sovyetler Birliği'nde dolaşırken kaldığım otelde bir yaşlı adamla tanışmıştım. Bu adam gençliğinde Kızıl Ordu'ya hizmet etmişti ve o da Troçki'nin kendisinin bulunduğu cepheye nasıl geldiğini anlattı.

Yaşamımın geri kalanında bu yaşlı adamın sözlerini her zaman hatırlayacağım. Yaşlı adam bana Troçki'yi dinlerken insanın istese de istemese de kendini ağlıyormuş gibi hissettiğini söyledi.

Çok farklı türde hatip ve konuşmacı vardır. Bunlardan bazıları, yaptıkları konuşmalar çok içerikli olmamasına karşın, özellikle devrimci zamanlarda, izleyenlerini çok heyecanlandırabilirler.

Sözgelimi, 1934'de, muhtemelen biliyorsunuzdur, Stalin'in emriyle öldürülen Bolşevik Kirov, bu türden bir hatipti. Bir zamanlar yaşlı bir Bolşevik bana gençken, 1920'li yıllarda Leningrad'da Pravda 'da çalıştığını ve sık sık Kirov'un konuşmalarının redaksiyonunu yaptığını anlatmıştı.

Bu yaşlı Bolşevik, Kirov'un fabrikalarda konuşma yaptığı zaman izleyenleri kasıp kavurduğunu anlattı. Ancak sıra konuşmayı yayınlanacak hale getirmeye geldiğinde bu bir tür Rus peyniri olan tvorog u sıkmaya benziyordu –siz onu sıktıkça suya dönüşür ve en sonunda geriye sudan başka bir şey kalmaz.

Buna karşılık Troçki'nin konuşmalarını incelediğinizde –ve Troçki çok farklı izleyicilere hitaben yüzlerce konuşma yapmıştı- cümlelerde her zaman şaşırtıcı yön değiştirmeler, yeni fikirler ve beklenmedik düşüncelerle karşılaştığınızı belirtiyordu bu yaşlı Bolşevik.

Troçki, insanlığın bilgi dağarcığının pek çok farklı alanlarına seslenmiş bir düşünürdü. Onun toplu eserleri, nihai olarak bir araya getirildiğinde en azından 100 ya da 150 ciltlik bir büyüklüğe ulaşacaktır.

Bunların arasında siyasal bilimlerden ekonomiye, edebiyattan edebiyat eleştirisine, felsefeden ahlaka varıncaya kadar toplum bilimin hemen hemen her alanına ait yazılara rast gelebilirsiniz.

Troçki, birçok makalesini bilimdeki son gelişmelere adadı –Einstein'ın görelilik teorisinden Sigmund Freud'un öğretilerine kadar. İlgi alanlarının genişliği çağdaşlarını çok şaşırtmıştı.

Pravda gazetesi 1923'te bir grup genç komünistten gelen bir mektubu yayınlamıştı. Mektupta şöyle deniyordu: "Troçki Yoldaş, çok farklı gazetelerde çok farklı temaları ele alan bir çok makalenizi okuduk."

Mektubu yazanlar, Troçki'nin üstlendiği sorumluluklar ve yürüttüğü pratik işler göz önünde bulundurulduğunda, insan bilgi dağarcığının bu kadar farklı alanlarına ilişkin kitapları okumaya ve ardından da bu alanlarda doyurucu makaleler yazmaya zaman bulabilmesine çok şaşırdıklarını söylüyorlardı.

Troçki'ye bunun kendi kişiliğinin bir özelliği mi olduğunu yoksa herhangi bir ortalama insanın bu sonuçlara ulaşmayı umup umamayacağını soruyorlardı. Troçki herhangi bir alanda en zor dönemin malzemenin ilk birikim dönemi olduğu cevabını veriyordu.

Gençliğinde hapishanede çok uzun süreyle kaldığında ve gerçekten de okumak ve yazmaktan başka yapacak hiçbir şeyi olmadığı zamanlarda bile her zaman okumaya yeterince vakti olmadığı duygusuna kapıldığını söylüyordu.

Ancak diyordu Troçki, bir insan bir alanda bilgi biriktirmeye başlayınca diğer alanlarda araştırma yapmak daha kolay hale geliyor. İnsan inceleme ve araştırma yöntemleri her alanda benzer olduğu için bir alandan ötekine geçebiliyor. Bir alandan diğerine geçiş neredeyse boş zamanını değerlendirme ve dinlenme duygusu veriyor.

Troçki önemli çalışmalarının birçoğunda tüm insanlığın ve her bireyin içindeki muazzam potansiyeli ortaya çıkardı.

Ünlü kitabı Edebiyat ve Devrim 'in son bölümlerinden biri nelere komünist ülkü denebileceğinin tanımlanmasına ayrılmıştır. Troçki, insanlığın sosyalizm altında ve komünizme geçişle birlikte doğa karşısında nasıl gittikçe daha fazla sayıda zaferler elde edeceğini ve bu süreç içinde kendisini nasıl dönüştürmeye başlayacağını betimler.

Bu bölüm biraz beklenmedik bir biçimde sona erer. Troçki, komünizmde birkaç kuşak sonra ortalama insanın Aristo'nun, Goethe'nin ya da Marx'ın düzeyine erişmesinin umulabileceğini belirtir.

Elbette anti-komünist düşüncelerle büyümüş ya da bugünün kitle iletişim araçlarının saçtığı düşüncelere maruz kalmış herhangi birine bu düşünceler ütopik gelecektir.

Bizim kendi ülkemizde, Rusya'da, kapitalizmin restorasyonunu savunanlar, bütünüyle farklı bir bakış açısı ortaya koydular ve son yıllarda bunları basında açıkça dile getirdiler.

Onların bakış açısını şuna indirgeyebiliriz: kapitalizmin restorasyonuyla birlikte ortalama insan sıradan bir tezgahtar düzeyine yükselme şansına sahiptir.

Bunlar toplumunun şu anda karşısında duran, birbirine tamamen zıt iki bakış açısı.

Troçki, yirminci yüzyılın bir çok önemli düşünürü arasında çok özel bir yere sahip. Lenin'den sonra 16 yıl yaşadı. Bu insanlık tarihinde yer alan çok dramatik bir dönemdi. Bu dönemde bugün hâlâ çözülememiş olan belirli düğüm noktaları oluştu.

Troçki, daha sonra büyük çoğunluğu tarih tarafından doğrulanacak olan öngörülerde bulunmak üzere, bu dönemde ortaya çıkan bu önemli sorunları genelleştirebildi. Aynı zamanda, bir çoğu günümüze kadar varlığını korumuş olan sorunlarla ilgili sorular sordu ve cevaplar üretti.

Troçki yaşamının son 12 yılını, Sovyetler Birliği'nden sınır dışı edilmiş olarak, sürgünde geçirdi.

Bir ülkeden diğerine sürüldü. Genellikle yalıtılmış bir konumda yaşadı. Sadece ülkesinden değil, kendisiyle aynı düşünceleri paylaşan bir çok insandan da ayrı kalmak zorunda bırakıldı.

Elinde kullanabileceği çok az kaynak vardı. Bütün bu zorlu koşullara rağmen on binlerce taraftarı kendisine çekmeyi başardı. Bugün dünyanın dört bir yanındaki binlerce taraftarıyla varolmaya devam eden Dördüncü Enternasyonal'i kurmayı başardı.

Troçki'nin ölümünden sonraki kaderi sağlığındakinden daha az karmaşık olmadı. Sovyetler Birliği'nde, Troçki ve Troçkizm hakkında yazılmış olan çok sayıdaki makalede dürüst bir tane bile alıntı bulamazsınız. Onun düşüncelerine yönelik bir tane dürüst yorum bulamazsınız.

Benzer bir durum Batı'da Sovyetoloji alanında gözlemlenebilir. Troçki'yi gözden düşürmek için yapılan buluşlar hiçbir sınır tanımıyor anlaşılan.

Sadece Batılı tarihçiler değil, fakat aynı zamanda General Volgokonov gibi Sovyet bürokrasisinde çok yüksek konumda yer almış ve kısa bir süre önce Troçki hakkında kitaplar yayınlamış olan epigonlar [önemli sanatçıları (yazarları, ressamları, vs.) taklit eden kimse, ç.n.], Troçki'nin yaşamının kendi kafalarına uygun versiyonunu şablona dökmek için utanmazca en tuhaf kaynakları kullanıyorlar.

Bu devasa yalanlar ve çarpıtmalar yığını, Troçki'yi, sanki bugün karşımızda duran canlı bir insanmış gibi itibarsızlaştırmaya çalışanların gücünü değil, güçsüzlüğünü gösteriyor.

Troçki'yi ve onun etkisini baltalamak için sadece Sovyetler Birliği'nde değil, fakat bir bütün olarak bütün komünist harekette, binlerce önde gelen Bolşeviğin, Marksistin ve aydının yok edildiği, 1937'nin Büyük Terörü'nü başlatmak gerekti. Stalin'in kamplarından muhtemelen iki milyon insan geçti.

Troçki'nin suikast sonucu öldürülmesine, Büyük Terör sırasında binlerce Sovyet komünistinin ve yurtdışından Sovyetler Birliği'ne akan binlerce komünistin yok edilmesine bakarak insanlığın bir bütün olarak omuzdan yukarısının yok edildiğini söylemek mümkündür.

Büyük Fransız devrimcisi Victor Serge, Büyük Terörün yol açtığı sonuçları anlattığı, Tulayev Yoldaş Davası [ The Case of Comrade Tulayev ] adlı bir roman kaleme aldı.

Romanda 1930'larda İspanya'daki mücadeleye katılmış olan biri, Sovyetler Birliği'nde ne tür olayların yaşanmakta olduğunu – Büyük Terörün nasıl uygulamaya konulduğunu ve binlerce komünisttin nasıl öldürüldüğünü - öğrenir. Bir yoldaşına şu sözleri söyler, "Şu anda dünya üzerinde Einstein'ın görelilik kuramını doğru olarak anlayan belki de on kişi olduğunu kafanda canlandırabiliyor musun? Bu insanların birden bire ortadan kaldırılmaları durumunda insanlığın bir bütün