‘Kadın’ İşçi Olma Halleri!!!

Kadınların özel hallerinde (regl dönemlerinde) ağır ve tehlikeli işlerde beş güne kadar izin kullanabilmesine yönelik hükümle, çalışma hayatını düzenleyen mevzuata eklenen madde Türkiye’de birçok işkolunda ve tekstil sektöründe 5 yıldır yürürlükte!!! Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından 16 Mart 2004 tarihinde Tekstil ve Konfeksiyon(hazır giyim) sektörü, Ağır ve Tehlikeli İşler Yönetmeliği ile ‘tehlikeli işkolu’ kapsamını alındı. Bu yasanın tekstil sektöründe çalışanlarında bildiği üzere ne kadar uygulandığı ortadadır. Asıl kıyamet ise bu yasanın uygulamasının denetlenmesi için Bakanlık tarafından 25 Kasım 2009 tarihinde gönderilen bir tebliğ ile ortaya çıktı. İşyerlerinin denetimine başlayan müfettişler şirketlere ceza kesmeye başlayınca tekstil kodamanlarının birlik oldukları işveren örgütleri hep bir ağızdan işçileri tehdide başladı.

Tekstil ve konfeksiyon çok ağır şartlarda ve tehlikeli makineler kullanılarak çalışılan bir sektör. Üretimin kesimhanesinden, örgü-dokumaya, boyama-yıkama işlerine kadar üretimin büyük ve yüksek hızdaki makinelerle, yüksek sıcaklıkta ütü araçlarıyla ve ağır işlerde saatlerce ayakta durarak insanlık dışı şekilde yapıldığı bilinmektedir. Türkiye’de en büyük kazanç sağlayan birkaç sanayi kolundan biri olan sektör, işverenler için ucuz işgücünün yoğun olduğu yüksek kar elde edildiği için ağız sulandıran bir yatırım alanı olmaktadır. Resmi rakamlara göre sektörde kayıtlı çalışan işçilerin %44’ü kadınlardan oluşmaktadır. Sadece İstanbul’da kayıtlı 700 bin işçi bulunmaktadır. Ama işkolunun bina altı kaçak taşeron işletmeleriyle nasıl bir istihdam alanı olduğu da açıktır. Bu rakamlar göz önüne alındığında yine sadece İstanbul’da 3 milyon işçiden bahsetmek abartı olmaz. Bu rakam ülke geneline vurulduğunda milyonların bu işkolunda benzer uygulamalara maruz kaldığı bilinmelidir.

Sektörde özellikle kadın işçi çalıştırılmasının birkaç nedeni birden bulunmaktadır. Daha önce de bahsettiğimiz gibi çoğu kaçak işletmelerde yapılan üretim işçi havzaları olan yoksul mahallerde bina altlarına sıkıştırılarak, kadınların aileye yakınlığını sağladığından ve tabii ki işyerinin çeşitli tehlikelerinden korunduğundan tercih edilmektedir. Sigorta vb. güvencelerin olmadığı, çalışma yaşına bağlı olarak asgari ücretin altında ücretlerle 10-12 saat çalıştırılacak en verimli işçi profili kadınlardan oluşmaktadır. Üretimin büyük kısmının vasıfsız işlerde ve yoğun emek sömürüsüne dayanması patronlar açısından karları yükseltmekte, işçi sınıfı açısından sömürüyü katmerleştirmektedir. 14-15 yaşında sektörde çalışmaya başlayan genç işçiler, evlendikten sonra da aynı şartlarda ve bu sefer geçinmenin zorunluluğu altında bu sisteme köle olmaktadır.

Yasanın uygulamasına geçmek gerekirse, bahsettiğimiz ağır üretim koşullarından dolayı kadınların izin haklarını sonuna kadar savunmak gerekir. Büyük kodamanların hemen tepki göstermesinin temel nedeni işçiler tarafından öğrenilen haklarının kullanılma tehlikesinden kaynaklanmaktadır. İTO Başkanı Murat Yalçıntaş’ın: “Tebliğe bakınca tekstil içinde neredeyse tüm sektörler kapsama alınmış durumda ve bu iki konu İstanbul’da 2 milyon çalışanı ilgilendiriyor. Kadınların adet durumuyla ilgili konu da istismara çok açık olarak önümüzde duruyor.’ sözleri patronların tek anladığı dilin sömürü olduğunu kanıtlamaktadır. Kadınların temel haklarını kullanması patronlar tarafından istismar olarak değerlendirilmektedir. Yasanın bir kolunu oluşturan eğitimli işçi çalıştırma kuralı da ucuz işgücünün nimetlerinden yararlanan patronların işçiye güven verecek en ufak bir eğitime bile tahammül etmeyeceğinin kanıtıdır. Üretim maliyetlerinden kısmanın yolu olarak işçinin ücretine, ikramiyesine, sosyal haklarına göz dikenlere en iyi yanıtı yine işçilerin birliği verecektir.

Bir yanıyla da patronların ve onların politikacılarının ikiyüzlülüğünü teşhir etmek yerinde olacaktır. Doğum-emzirme izni, kreş hakkı gibi acil gerekliliği olan konularda en ufak bir adım atmayan, doğum yapan kadına sadece 4 ay izni layık görenler bu maddeyi uygulanmayacağını bilerek yasaya eklemişlerdir. Ki zaten 5 yıldır yürürlükte olan yasadan kaç kadın işçinin haberi olduğunu söylemekle bu durum kanıtlanabilir. Üretim içindeki kadınların en acil sorunları hala önümüzde durmaktadır. Kadınlar düşük ücretlerle çalıştırmanın temel adresi olmakta ve en insani ihtiyaçları için izin kullanmasına bile tahammül edilememektedir. Bu meselenin sadece kadınları ilgilendirmediği; hamile kaldığı için işten atılan, doğum-emzirme izni olmayan, çocuğunu verecek bir işyeri kreşi bulamayan eşinin durumuna erkeğinde aynı ölçüde öfkelendiğini belirtmek gerekir. Kadın ve erkek işçilerin kurtuluşunun birlikte mücadeleden geçtiğini sınıfın daha önceki mücadele deneyimleri bize göstermektedir. Ya hep beraber özgürüz, ya tek başımıza tutsağız!