‘İstanbul Yanarsa, Kim Söndürecek?’
Geçtiğimiz günlerde televizyonların ana haber bültenlerine ‘İtfaiyeciler suya boğuldu’ şeklinde bir mizansenle yansıtılan itfaiye işçilerinin eylemi sınıfın kararlı duruşunun simgelerinden biri haline geldi. Tekel işçisi gibi polisin ağır saldırısına maruz kalan, gaza ve tazyikli suya boğulan işçiler direnişlerinden bir adım geriye atmadılar. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin İtfaiye bölümünde çalışan 930 işçi sendikalaştıkları için işten çıkartılmayla karşı karşıya. 2005 yılından beri belediyeye bağlı bir taşeron şirket olan BİMTAŞ bünyesinde 930 itfaiye işçisi olmak üzere İDO ve temizlik işçisi toplam 2300 işçi çalışıyor. Çoğu 2005 yılında işe alınan ağır şartlarda, ölüm tehlikesiyle, gece-gündüz demeden çalışan işçiler artık yeter diyerek bir senedir sürdürdükleri sendikalaşma çalışmasını tamamladılar. Son bir yıldır yürüttükleri kararlı mücadele sonunda 1500 işçi Belediye-İş’te örgütlendiler. Sendikanın işçilerin büyük kısmını örgütlemesi ve yetki kazanmasının ardından İstanbul Büyükşehir Belediyesi dava açarak sendikaya itiraz etmiştir. Yargıtay’ın sendikanın işçilerin yasal hakları olduğuna karar vermesine rağmen sendikayla toplu sözleşme görüşmesine yanaşmayan belediye, kendi yapısındaki şirketi devre dışı bırakarak ihaleyi Lapis-Makro isimli taşeron şirkete devredip ayak oyunu başvurdu. Belediyenin bu ayak oyunuyla yapmak istediği, işçilerin sorumluluğunu üstünden atarak, farklı bir şirkette sözleşmelerin yenilenmeyeceği korkusuyla işçileri sindirmektir. Burada bir parantez açarak ihalenin devredildiği şirketin patronlarının kimliklerine değinmek yerinde olacaktır: Kanal 7'nin sahibi ve Beyaz Holding A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman ile Yönetim Kurulu üyesi İsmail Karahan. Açıkça görülmektedir ki, patronlar ve onların siyasi yöneticileri birbirlerini kollamaktan ve işçilere saldırırken birlik olmaktan geri durmamaktadır.
Bu gelişmelerin öfkesiyle sokağa çıkan çoğu itfaiye çalışanı 1000 işçi, ilk önce Fatih Belediyesine yürüyerek bina içindeki işçi arkadaşlarıyla karşılıklı sloganlarını büyütmüşler. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yürümesini engelleyen polis barikatına yüklenerek polisle çatışmışlardır. İşçilere tazyikli su ve gazla ağır şekilde saldıran polis, işçilerin kararlı direnişi sonunda yürüyüşe izin vermek zorunda kalmıştır. Bu eylemden birkaç gün sonra Boğaziçi Köprüsünü temsili olarak işgal eden ve aynı saatlerde Taksim’de kitlesel eylem gerçekleştiren işçiler kararlı olduklarını herkese göstermişlerdir. Tekel işçileri gibi belediye işçileri de yılbaşını direnişte geçirdiler.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin karşısındaki parkta kurdukları grev çadırlarıyla direnişlerini sürdüren işçilere destek ziyaretinde bulunup, direniş hakkında sohbet ettik. Bize süreçten ve ölümüne kararlı olduklarından bahsettiler.
Yusuf T: Ben itfaiyede merdiven operatörüyüm. Aynı zamanda acil müdahale araçlarında şoför olarak çalışıyorum. Bizimle röportaj yapmaya çok gazete geldi buraya. Çoğu durumu doğru anlatamadı. Biz canımız ve iş güvencemiz özel sektöre devredildiği için mücadele ediyoruz. Yeni şirkette iş güvencemiz yok. Bunun garantisini bize kim verecek? 5-6 ay sonra başımıza ne geleceği belli değil. Belediyenin bünyesindeki şirkette çalışmaya devam etmek, aslında kadroya alınmak istiyoruz. Taşeron itfaiye istemiyoruz.
Tuncer K: Sendikalaşma sürecine girdikten sonra 4 yıldır ihaleyi alan belediyenin kendi bünyesindeki şirketten ihaleyi alıp, yandaş özel bir şirkete devrettiler. BİMTAŞ’ın %51 hissesi belediyeye ait. Bu seneki ihalede BİMTAŞ hizmet bedeli için diğer şirketten 12 trilyon fazla istemiş. Lapis-Makro ise 26 trilyon teklif verdiği için ihaleyi almış. Ama biz bunun danışıklı dövüş olduğunu biliyoruz. Belediye kendi internet sitesinde bile BİMTAŞ ihaleyi almak istemediğinden diye yazmış. Niye almak istemiyor? Sendikalı, örgütlü işçi istemiyorlar çünkü.
Yusuf T: Bizim Lapis-Makro’ya geçtikten sonra dönüşümüz yok. Sonumuzun ne olacağını bilmiyoruz. Yeni sözleşme yapıldıktan sonra bizi ne kadar çalıştıracağı belli değil. Sözleşmede 3 ay deneme süresi diye bir madde var. Belki 3 ay sonra sen yapamıyorsun deyip bizi işten çıkartacaklar.
Ben 2-3 trilyonluk acil kurtarma araçlarını kullanıyorum yangına müdahale etmeye giderken. Bunları eğitimsiz personele teslim ederlerse, meydana gelecek hasarı kim ödeyecek? Bizim yerimize aldıkları deneyimsiz işçileri 2-3 ay içerisinde yangınlara müdahale etmeye gönderecekler. Hem çalışanın hem de vatandaşın canıyla oynuyorlar. Ben itfaiyede çalışmaya başladıktan 1 yıl sonra yangına müdahale etmeye çıkabildim. Bu kadar deneyimli insan, sırf çıkarları için hibe edilecek…
Sendikalaşmanın başladığı ilk günden beri şefleri ve müdürleri tarafından sürekli ‘vatan haini’ olmakla yaftalandıklarını belirten işçiler, sendikal haklarından vazgeçmeyeceklerini haykırıyorlar. Aynı Tekel işçisi gibi özelleştirmeye ve onunla birlikte gelen güvencesizliğe karşı radikal bir şekilde direniyorlar. İtfaiye işçilerinin ‘İstanbul yanarsa, kim söndürecek?’ sloganıyla bütünleşen eylem ülke genelinde benzer saldırılara maruz kalan tüm işçilere yol göstermektedir. Ankara’da Tekel işçisinin yaktığı ateş, İstanbul’da İtfaiye işçileriyle devam ediyor. Ve bilinmelidir ki bu ateş ülkedeki işçi sınıfına sıçrarsa, söndürmeye birkaç panzerin gücünün yetmeyeceği çok açıktır.