Direnişin 16. Günü olan 30 Aralık günü Tekel direnişi için önemli bir gündü. Bunun nedeni Türk-İş Başkanlar Kurulu'nun bu günde toplanıp Tekel direnişinin izleyeceği rotayı açıklayacak olması idi. Direnişteki Tekel işçileri sendikal bürokrasiye güvenmemekle beraber bugünü ve yapılacak açıklamayı bekliyorlardı. Gelgelelim beklenen oldu ve Türk-İş Başkanlar Kurulu kendisine yakışır şekilde Tekel direnişini nasıl satmaya çalıştığını ortaya koydu. Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu, zaten kararları açıklamaya başlamadan önce işçileri itidalli davranmaya ve ılımlılığa sevk etti. Niyetler önceden belliydi. İşçilerde oluşan genel grev beklentisinin karşılanmayacağı gün gibi ortadaydı ama bu kadar da bomboş bir açıklama yine de kimilerini şaşırttı. Tekel işçileri için zaman her geçen gün erirken her cuma bir saatlik artan oranlı grev yapılacağı kararı zaten alınmıştı. Kaypaklık abidesi olan bu kararın dışında mitinglerin düzenleneceğini söyleyen Kumlu bu mitinglerin nasıl ve ne zaman düzenleneceğini boşlukta bırakarak süreci zamana yaymaya ve savsaklamaya çalıştığını ortaya koydu.
Sendikal bürokrasi, tipik bir taktikle işi zamana yayıp işçileri karamsarlığa ve umutsuzluğa sevk etmeye çalışırken aslında direnişin zayıflamasını umuyor. Bunu baştan beri bilen ya da sezen işçiler Kumlu’nun açıklamasını bitirmesinden sonra protestoya başladılar. Mustafa Kumlu da çareyi hemen içeri kaçmakta buldu. İlk etapta genel grev talep eden sloganlar giderek radikalleşti ve açıkça sendikal bürokrasiyi hedef almaya başladı. “Türk İş Şaşırma Sabrımızı Taşırma” sloganlarını “Kumlu İstifa” ve “Bizi Satanı Biz de Satarız” sloganları takip etti. Yaklaşık 20 dakika sloganlar susmayınca işçilerin yanlış olarak daha farklı baktıkları Tek Gıda İş Başkanı Mustafa Türkel aşağı geldi ve işçileri sakinleştirmeye çalıştı. İşçiler sakinleşmeyince doğrudan işçileri kışkırtan dışarıdan gelen unsurları suçlamaya başladı ve doğrudan biz İşçinin Yolu yoldaşlarını eliyle işaret etmek suretiyle hedef gösterdi. Bunun üzerine işçiler bizlerle dayanışma göstererek sendika ağasının provokasyonunu boşa çıkardılar. İşçilerle bir süre daha tartışan Mustafa Türkel bir süre sonra yine hızını alamayarak kadın bir yoldaşımızı “sen, yeşil atkılı, çık bakalım buradan, bak kibarca söylüyorum diyerek” tehditkar bir şekilde hedef gösterdi, bu arada etrafta dolaşan sivil polislerin de işbaşında bize karşı provokasyon yaratmaya çalıştığını ekleyelim. Ama bu da işçilerin bize verdikleri destekle boşa çıkartıldı. Sonra da bol keseden atmaya başlayan Türkel, işçilere ölüm orucuna var mısınız diye seslenerek ucuzluk ve sahtekârlığın abide örneklerini sundu.
Bizler Tekel direnişinin başından beri taban inisiyatifinin gelişmesi ve direnişin sendikal bürokrasinin tekelinden çıkması için çaba harcıyoruz. İşçilerin kendi inisiyatiflerini ortaya koymaları için henüz zaman var. Çarşamba günü sendika ağalarına karşı ilk hesap sorma girişimi oldu, ikincisinde durum farklı olacaktır. Tabanda işçi komitelerinin kurulması ve farklı illerden gelen bu temsilcilerin fabrikalarına dönerek belirlenen bir günde ailelerle birlikte Ankara’nın yolunu tutması hayatidir. Tüm ülkede gündem yaratarak belirlenen gün için tüm emek güçlerini Ankara’da toplamak ve on binlerle sürece yüklenmek gayet mümkündür ve böyle bir işçi inisiyatifinin sonuç alması işten bile değildir. Şimdi bizler İşçinin Yolu yoldaşları olarak bunu inşa etmeye çalışıyoruz. Sınıf mücadelesinin önemli bir noktası olan Tekel mücadelesinin başarısı için işçilerden kopmadan son ana kadar her şansı zorlayacağız.
Kızılay’ın ortasında işçilerin devrimcilerle etkileşiminden rahatsız olan sendikal ağalık işçileri çalıştıkları şehirlere gönderip mücadeleyi sözde fabrikalarda verme bahanesi ile direnişe darbe vurma yoluna gidebilir. Bu konuda da İşçinin Yolu, işçilere sonuna kadar çevrilen ayak oyunlarını anlatmaya çalışacaktır.