İran’da İslami Rejimin Sonu Yaklaşıyor!
İran’da Haziran ayındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra başlayan rejim karşıtı halk hareketi ivmelenmesini sürdürüyor. Daha önce işaret ettiğimiz gibi rejim karşıtı muhalefet bulduğu her fırsatı şiddetli sokak eylemleri düzenlemek için değerlendiriyor. Aralık ayının başındaki “Öğrenci Günü”nün ardından bu sefer de İmam Hüseyin’in katledilmesinin yıldönümü olan aşure günü büyük gösterilere ve şiddetli çatışmalara neden oldu. Haziran ayından sonraki en şiddetli çatışmalarda 38 kişi rejim tarafından katledildi. Ölenler arasında Musavi’nin 20 yaşındaki yeğeni de bulunuyor. Gösteriler sırasında sırtından vurulan yeğen Musavi’nin hedef seçilerek vurulduğu, yani bir suikasta kurban gittiği iddia ediliyor. Tüm büyük kentleri etkisi altına alan son büyük dalgada kitleler savunmada değil atakta idiler. Çok sayıda polis göstericilerin elinden güç bela kurtulurken karakolların, polis arabaları ve motosikletlerinin ateşe verildiği anların görüntüleri yayınlandı. Öyle ki kolluk kuvvetlerinin halkın silahlanmasını engellemek için karakollardaki silahları önceden boşalttıkları yönünde haberler geliyor. İran çapında yüz binlerin sokaklara çıktığı aşure gününde Mollaların geleneksel olarak güçlü oldukları kentler olan İsfahan ve Nejafabad gibi şehirlerde bile güçlü rejim karşıtı eylemler düzenlendi. Yabancı basınla muhalif basının tamamen susturulduğu, internet ve telefon haberleşmesinin engellendiği ülkede devrimci dinamik bir yolunu bulup gösterilerden kesitleri tüm dünyaya iletmeyi başarıyor.
Son olaylar gösteriyor ki İran devrim sürecine doğru ilerlemektedir. Kitle hareketi her geçen gün olgunlaşmaktadır. Sayısal olarak büyüyen gösteriler toplumsal ayaklanma tabanını her an genişletiyorken rejimin üzerine bastığı zemin her geçen gün biraz daha kayıp gidiyor. Kitleler giderek radikalleşiyor, daha önceleri reformist bir duruş sergileyen yığınlar devrimin zorunlu olduğunu görerek hareketin daha da şiddetlenmesinin zeminini hazırlıyorlar. Düzenin polis kuvvetlerinin de halka ateş açılması emrine uymadığı haberleri geliyor.
İşçi sınıfı semtlerinin eylemler içerisindeki rolünün artmasına rağmen İran’da kolluk kuvvetlerinin gerçekleştirdiği katliamlar sonrasında yapılan genel grev çağrılarının yanıtsız kaldığını gördük. Bunun temel nedeni işçi sınıfının örgütsüz olması. Rejime öldürücü darbeyi vuracak çapta bir eylem olan genel grevin ciddi bir hazırlık ve militanlık gerektirdiği çok açık. Bu nedenle örgütsüz durumdaki işçi sınıfı için genel grev çağrısı henüz erken bir adımdır. Ama kitle hareketinin yarattığı girdap işçileri de içine çekmekte gecikmeyecektir.
Kitleler içerisinde, özellikle de kitle hareketinin motoru öğrenci hareketi içerisinde sosyalistlerin etkisi azımsanmayacak düzeyde. Tabanda binlerce sosyalist aktivistin olduğundan söz ediliyor. Ne var ki kitle hareketi içerisinde ciddiye alınabilecek düzeyde bir etkisi olan sosyalist bir örgüt yok. Bu durumda ana akım sol grupların, başta Halkın Fedaileri olmak üzere 1980’lerde İslami rejim tarafından ortadan kaldırılması ve moral olarak çöken sürgündeki grupların aynı zamanda ideolojik olarak da sağa kaymaları sonucu örgütsel varlığın neredeyse sözel bir konuma düşmesi belirleyici oldu. 2000’lerden sonra ortaya çıkan yeni nesil sol kuşak için belirleyici olan bir sol örgütten bahsedemeyiz, buna kendiliğinden solculaşma dense yanlış olmayacaktır. Bunda şaşırtıcı olan bir şey de yok aslında; rejimden nefret eden gençlik kuşağı için alternatif, özgürlük ve eşitlik vaat eden sosyalizm olabilirdi ki ağır bedeller ödeyen eski sol kuşağın anılarının tıpkı bizim 78 kuşağınınki gibi hafızalarda tazeliğini koruması bunu hızlandırdı. Bu nedenlerle oldukça fazla sayıda sol grubun dağınık ve etkisiz olması durumu ile yüzyüzeyiz. Rejimin düşmesi ertesinde sıkıntısı en fazla hissedilecek olan da kitle hareketine önderlik etmeye aday devrimci bir örgütün eksikliği olacak. Bu noktada Halkın Mücahitleri örgütünden bahsetmek gerekli olabilir. İslami sol olarak bilinen, silahlı mücadele konusunda ileri pratiklere sahip olan bu örgüt, Şah döneminden bugünlere varlığını korumuş İran içinde de etkisi olan en kayda değer unsur olarak öne çıkmaktadır. Ne var ki Halkın Mücahitleri sosyalist bir örgüt olarak değerlendirilmesine imkân vermeyen ulusal kalkınmacı, milliyetçi bir programa sahip. Örgütsel bütünlüğünü korumuş olsa da İran- Irak savaşında Irak safında yer alması örgütün saygınlığını büyük oranda azaltarak örgütün marjinalleşmesine yol açtı. İran’daki yeni sosyalist kuşak da Halkın Mücahitleri’ni sosyalist olarak görmemekte ve örgütle arasına mesafe koymaktadır.
Bundan sonra İran’da rejimin baskısını arttıracağı gözükmektedir. İslami rejimin kilit isimleri birbiri peşi sıra sokağı tehdit etmektedir. 1100 kadar kişi son olaylardan sonra gözaltına alınmıştır. Reformcu kanadın lideri Musavi’nin yardımcıları gözaltına alınmıştır. Bundan sonrası için Musavi’nin de gözaltına alınması şaşırtıcı olmayacaktır. Ayrıca gözdağı vermek adına bazı sol mahkûmlar idam edilebilir. İslami kapitalizm, yapabileceği tek şeyi yaparak devlet terörünü arttırıyor. Kitlelerin ölümden korkmadığı son olaylarda görünmüştür. Kolluk kuvvetlerine karşı kitleler saldırgan durumdaydılar bu da devlet terörünün kitleleri daha da militanlaştırmaktan başka bir işe yaramayacağını gösteriyor. Tutuklamaların da kitle hareketini zayıflatması mümkün olmayacaktır. Çünkü temel olarak kitle hareketini çekip çeviren bir örgütlülük yoktur. Ne reformcular ne de devrimciler kitle hareketi üzerinde inisiyatif sahibi değiller. Kitle ile örgüt arasında bir bağımlılık ilişkisinin olduğu durumlarda örgüte vurulan darbeler kitle hareketini belirli bir süre için de olsa zayıflatabilirken bu gibi kendiliğindenliğin hâkim olduğu durumlarda bu tarz tutuklamalar belirleyici olmamaktadır. Bu nokta da İran’daki devrimci hareketin temel zayıflığının belirli bir dönem için bir avantaj konumuna dönüştüğünü söyleyebiliriz. Ne var ki sosyalistlerin bu süreçte tutuklanmaları sokağın hızını büyük ölçülerde etkilemese de sosyalist damarın genişlemesi ve olası bir devrim durumunda sosyalistlerin potansiyeli açısından ciddi boyutlarda negatif etkiye sahip olacaktır.
İran’da rejimin devrilmesi, meselenin hallolması, sonlanması değil sınıf mücadelesinin yeni bir aşamaya gelmesi anlamına gelecektir. İşçi sınıfı ve gençliğin devrimci öncüsünün yaratılması İranlı Marksistlerin temel görevidir. İran’da sosyalist alternatifin güç kazanması tüm Ortadoğu’yu etkileyecek ve devrimci dalganın yayılması anlamına gelecektir. Buradan meselenin birleşik sosyalist Ortadoğu federasyonu hedefi bağlamına ortaya konması gerektiği ortaya çıkmaktadır.