Üniversite İşgalleri Avrupa’ya Yayılıyor!
21 Ekim’de Avusturya’nın başkenti Viyana’da başlayan üniversite işgalleri başta Almanya olmak üzere birçok Avrupa ülkesine sıçramış durumda. Viyana’da üniversite öğrencilerinin başlattığı işgal kısa süre içerisinde yankısını Avusturya’nın Salzburg, Linz ve Graz gibi şehirlerinde bulmuş; buradaki eylemler de Almanya’ya taşmıştı. 50 bin öğrencinin Viyana sokaklarında gerçekleştirdikleri mitingin ardından Alman öğrenciler de Avusturyalı öğrencilerin çağrısını yanıtsız bırakmadı ve Kasım ayında 50 üniversitedeki amfileri işgal etti. Polisin baskısıyla bu sayı azalmış olsa da 17 Kasım’daki büyük eylem tüm dünya çapında yankı buldu. 17 Kasım’daki eylemde öğrenciler talepleri için Berlin, Münih, Düsseldorf, Bielefeld, Köln gibi birçok şehirde sokaklara çıktılar. Eşzamanlı olarak Avusturya’nın Graz ve Viyana gibi şehirlerinde de protesto eylemleri düzenlendi. 17 Kasım’da 100 bin kadar öğrencinin sokağa dökülmesiyle hareket kıta Avrupasına yayıldı. İsviçre, İtalya, Yunanistan, Hırvatistan, Polonya gibi Avrupa ülkelerinin yanı sıra ABD, Endonezya, Sierra Leone de “Eğitim satılık değildir!” şiarıyla benzer protesto gösterilerine sahne oldu. Eylemlere on binlerce üniversite öğrencisinin yanı sıra lise ve orta-öğretim öğrencileri, öğretmenler, akademisyenler de katıldı. Toplumun geniş kısmından destek gören eylemler üniversitelerle de sınırlı değil. Sokak gösterileri ve işçilerle dayanışma da eylemlerin bir parçası.
Peki, öğrenciler ne istiyor? Bologna süreci olarak adlandırılan eğitimde yeniden yapılanmanın etkileri üniversitelerde günden güne daha fazla hissedilmekte. Bologna süreci sermayenin eğitime daha rahat hükmetmesi için bir dizi reformu şart koşmuştu. Böylece eğitim piyasalaştırılacak; sermaye çevreleri kendi çıkarları doğrultusunda üniversitedeki öğrenime yön verebilecek; üniversite mezunları pazarın ihtiyaçları doğrultusunda yetiştirileceklerdi. Ancak geçtiğimiz yaz aylarında Merkel hükümetinin eğitimi piyasalaştırma politikalarına karşı Almanya’da 270 bin kişinin katıldığı eylemler düzenlenmişti. Bugünkü protestolar da bu eylemlerin ikinci adımını oluşturuyorlar. Okumak için her dönem 500 ile 1000 Euro arasında bir harç parası yatırmak zorunda bırakılan öğrencilerin talepleri arasında harçların kaldırılması, eğitime ayrılan bütçenin artırılması, aşırı ders yükünün hafifletilmesi, yüksek öğrenim kurumlarında demokratik önlemlerin alınması, bölümlere haddinden fazla öğrencinin alınması karşısında ek dersliklerin açılması ve gerekli materyalin buralara temin edilmesi bulunuyor. Ayrıca üniversitedeki yönetim konularında söz sahibi olmak isteyen öğrenciler ancak parası olanın okuyabileceği bir sistem haline getirilen üniversitelerin bu yapısında kökten bir değişime gitmek gerektiğini düşünüyorlar. Öyle ki birçok öğrenci harç parasını ve okul giderlerini çıkarmak için yarı zamanlı işlerde çalışmak zorunda kalıyor, ancak aşırı ders yükü buna dahi engel oluyor. Lisans süresinin kısaltılması ve derslerin yoğunlaştırılmasıyla bir an önce işgücü olarak sermaye tarafından kullanılmak istenen öğrenciler gelecekleri konusunda da şüpheliler. Özellikle kriz günlerinde Almanya gibi işsizliğin doruk yaptığı ülkelerde öğrenciler gelecekleri konusunda karamsarlar.
Üniversitelerin özelleştirilmesine ve paralı eğitimin yarattığı eşitsizliklere karşı çıkan öğrencilerin tepkileri karşısında Almanya hükümeti bazı geri adımlar da atmış durumda. Lisans eğitiminde ve burslarda bazı düzenlemelere gidileceği söylenmesine rağmen öğrencilerin en temel demokratik taleplerine karşılık verilmiş değil. Eğitimde özelleştirmeye, harçlara karşı en ufak bir adım atılmadı. Öğrenci hareketi elbette kapitalizmin gençlere geleceksizlikten başka vaat edebileceği bir şey olmadığını gösterdiği ölçüde önemli, fakat işçi sınıfı mücadelesiyle kenetlenmediği sürece de yok olmaya mahkûm. Ancak Avusturyalı öğrenciler metal işçileriyle yaptıkları yürüyüşle birlikte işçi-öğrenci dayanışmasını çok güzel bir şekilde göstermişlerdi. Öğrencilerin çakacakları bir kıvılcımın işçi hareketiyle bütünleştiği ölçüde krize giren Avrupa kapitalizmini sarsabilecek bir güç odağı yaratabileceğini de eklemek gerekiyor. Avrupalı öğrenciler şimdiden demokratik istemlerin yanı sıra siyasi talepleriyle de seslerini yükselttiler ve savaşlara ve silahlanmaya ayrılan bütçenin eğitime aktarılmasını talep ettiler. Tepkilerini kitleselleştiren, eylemlerini uluslararası dayanışma boyutuna taşıyan gençliğin bu hareketi, özelleştirmelere ve eğitimin piyasalaşmasına karşı bir odak yaratabildiği ölçüde önemini korumaya devam edecektir.