Nikaragua Seçimleri: Sandinizmin Sonu

Sandinist Ulusal Kurtuluş Cephesi (FSLN)'nin uzun süredir liderliğini yapan Daniel Ortega, 5 Kasım'da yapılan genel seçimlerde Nikaragua devlet başkanlığını kazandı. Ortega toplam oyların %38'ini alırken, en yakın rakibi ABD destekli sağcı Eduardo Montealegre %29'da kaldı. Diğer bir sağcı aday Jose Rizo %26, FSLN'den kopan Sandinist Yeniden Kuruluş Hareketi'nin adayı Edmundo Arquin %6 oy alabildi.

Burjuva medya ve bazı düzen içi sol gruplar, bu haberi, FSLN ve Ortega'nın Nikaragua için ne anlama geldiğini sorgulamadan “Sandinistlerin dönüşü” ya da “Latin Amerika'da sol dalga şimdi de Nikaragua'da” başlıklarıyla verdiler. Nikaragua'ya yakından bir bakış dünya solunun en önemli hareketlerinden birisi olan Sandinizmin de bir bilançosunu çıkarmak anlamına gelecektir. Ortega ve kliğinin gerçekte izlediği siyasal çizgiyi açıklamak ve Sandinizmin bir bilançosunu ortaya koymak, sığlıktan kurtulmak ve ideolojik dersler çıkarmak için olmazsa olmaz.

1979'da Sandinistlerin önderliğindeki halk hareketi Samoza diktatörlüğünü ve onun arkasında olan ABD destekli kapitalist ve toprak ağaları rejimini yerle bir etti. Devrim, 1909'dan beri Nikaragua'dan elini hiç çekmemiş olan ABD'ye vurulmuş önemli bir darbeydi.

1979'dan 1990'a 11 yıl Sandinistler iktidardaydılar. Ya sonra? 1990'da yapılan “özgür” seçimlerin sonunda ABD destekli, serbest piyasacı ve sağcı UNO Partisinin adayı Violetta Chamorro, Sandinistlerin lideri Ortega'yı yenilgiye uğrattı. Bu, FSLN iktidarının sonu oldu.

İktidarın böyle kolayca bırakılışı bugün herkesi şaşırtıyor. Sandinistler çok büyük bedeller ödenerek kazanılmış olan devrimi ABD ve ekibine neden bu kadar kolay teslim edebilmişti? Bu sorunun cevabı, Sandinist hareketin sınıf karakteri ve bunun zorunlu sonuçlarında gizli.

Emperyalizmin Pençesindeki Nikaragua

ABD'nin Nikaragua'daki öyküsü 1909'da başlıyor. Nikaragua rejminin Avrupalı şirketlerle anlaşmalar imzalamasını, kendi bölgesinde çıkarlarına yapılmış bir saldırı olarak gören ABD finans kapitali, 1909'da ABD askeri işgalini devreye soktu. Artık Nikaragua devlet başkanını ABD seçiyordu. Kahve ve şeker plantosyonlarını, madenleri, hatta vergi toplma işlemini bile ABD denetliyordu. Bu durum, kaçınılmaz olarak isyanları beraberinde getirdi.

İsyancıların birisinin etkisi, Nikaragua'da çok uzun yıllar boyunca etkisini gösterecekti. Bu kişi, Sandinistlerin isim babası da olan general Sandino'dan başkası değildi. Sandino, ABD destekli Moncona diktasına karşı tam 7 yıl boyunca savaştı. Sandino'nun siyasal çizgisi genel anlamda popülistti: Milliyetçilik, aralarında yerli sermayenin de olduğu sınıfların uzlaşması ve güçlenen Nikaragua söylemi.

Sandino, 1934'te Anastasio Somoza Senior'un kiralık katillerince yakalandı ve infaz edildi. Samoza, ABD tarafından Ulusal Ordu'nun başına getirilmişti. Sandino'nun katlinden iki yıl sonra ömür boyu devlet başkanı olma hakkını kazandı. Samoza'nın yükselişi hızla devam etti. Samoza artık Nikaragua'nın en büyük toprak sahibiydi. Kendisinden sonra iktidara oğulları geçecekti.

Öte yandan Nikaragua halkı yoksulluğun pençesinde büyük acılar çekiyordu. Köylüler topraklarından kovulmuşlardı, kahve plntasyonların toplama mevsimlerinde köle emeğine çalışırken, toplama mevsimi bitince işsizlik ve açlıkla karşı karşıya kalıyorlardı.

1961'de Frente de Liberacion Nacional, öğrenci hareketinin uzantısı olarak kuruldu. 1963'te Sandinista ismi de eklenerek FSLN ortaya çıkmış oldu. Sandino belki fiziken yoktu ama isyancı ruhu ve politik çizgisi, hala Nikaragua topraklarında fazlasıyla etkiliydi.

FSLN'nin başlattığı gerilla hareketi 70'li yıllar boyunca büyüdü. Kentlerdeki kitle hareketleri ve grevler yönetimi sarsmaya başlamıştı. Sınıf hareketini ezmek için harekete geçen Samoza'nın Ulusal Ordusu 6,000 kişiyi öldürerek bu amacına ulaşabilmişti. FSLN, şehir ayaklanmasının bastırılmasından sonra tekrar dağalara çekildi, ama bu sefer yeni katılımlarla epey güçlenmişti. FSLN, baharda yeni bir saldırı dalgası başlattı, genel grev çağrısı tüm yaşamı felce uğratmıştı. Hazirana geldiğinde kentler bir kez daha ayaklanmayla sarsılıyordu. Ve bir ay içinde rejim tamamen çökmüştü (1979). Samoza ülkeyi 17 Temmuzda terk etti, artık Sandinistalar iktidardaydı.

Nikaragua devriminin çoşkusu tüm Orta ve Güney Amerika'yı sarmıştı. İnsanlar, baskı ve sömürünün olmadığı yeni bir dünyanın kıvılcımı olması dolayısıyla Nikaragua devriminden büyük coşkuya kapıldılar. Sandinistalar iktidara geçtikten sonra reform programını uygulamaya başladılar. Bu reformlar özellikle sağlık ve eğitim alanında kitlelerin yaşam standartlarını yükseltti. Samoza'nın mülkleri kamulaştırıldı, Samoza ülke tarımının %20'sini, madenciliğin %95'ini, sanayinin % 25'ini mülkiyetinde tutuyordu. Bankacılık ve sigortacılık şirketleri da ulusallaştırılmıştı.

Öte yandan devrim programı bununla sınırlı kaldı. Ekonomik ve sosyal alanlarda eski ayrıcalıklı sınıflara ve onların en gerici yandaşı kiliseye taviz üstüne taviz veriliyordu. Sandinistlerin iktidarda olduğu 80'li yıllar boyunca ekonomi tamamen çökmüştü. Bunun iki sebebi vardı, bir yandan ABD'nin uyguladığı ekonomik abluka, diğer yandan ABD destekli paramiliter grupların düzenli şekilde uyguladığı sabotaj ve saldırılar. Sonuç olarak halkın yaşam standartları hızla geriledi. Fakat bu gerileyiş adil bir şekilde paylaşılmıyordu. Burjuvazi daha en başından itibaren bariz bir ayrıcalığa sahipti. Oldukça kıt olan tüketim maddelerine her zaman rahatça ulaşabiliyorlardı, devletten yatırımlarına devam etmeleri için yardım alıyorlardı, politik ve sosyal daha birçok ayrıcalığa sahiptiler.

Sonuç olarak, halkın önemli bir bölümü yeni düzenden soğudu. Ödenen bunca bedel, çekilen bunce çile bunun için miydi?

Bu noktada, ABD destekli aşırı sağcı paramiliter kontraların 80'li yıllar boyunca ülkede bir iç savaş yürüttüklerini ifade etmek gerek. ABD emperyalizmi ve cumhuriyetçi başkan Reagon kontraları ellerinden gelen her yöntemle desteklediler. Amaç, rejimi istikrarsızlaştırmak ve kaosa sürüklemekti. 1988 yılına gelindiğinde yaklaşık 50,000 kişi aşırı sağcı ölüm mangalarınca katledilmişti. Köyde tarımla uğraşmak bile kontralar tarafından katledilmek için bir gerekçeydi.

Tüm bunlar yaşanırken Sandinistalar her alanda tavizler veriyorlardı. Nikaragua'ya karşı başlatılan kontra savaş, ABD'ye karşı herhangi yeni bir cephe açılmasıyla kolayca yenilgiye uğratılabilirdi. Esasında o dönemde ABD emperyalizmine karşı El Salvador ve Guetemala'da büyük kitle hareketleri mevcuttu. Ne var ki Sandinistaların ideolojik yapıları son derece uzlaşmacı olmanın ötesinde sürekli devrim-dünya devrimi anlayışını kavramaktan çok uzaktı. Komşu ülke El Salvador'da mücadele eden gerillaların Nikaragau'daki kampları bir süre sonra sırf ABD'yi tatmin etmek için engellendi. Bu; dar, ulusalcı, uzlaşmacı küçük burjuva ideolojik yapının en iyi göstergelerinden biridir.

Sandinistalar, emperyalizmin baskısı altında egemen sınıflara taviz üstüne tavizler veriyordu. Sırf gericiliğin kalesi kiliseye yaranmak için Sandinistler kürtajı yasallaştırmadılar. Kürtajın illegal kalması yüzünden, kaçak yapılan kürtajlarda binlerce kadın can verdi Sandinistler döneminde.

Sandinistler için dönüm noktası ise 1980'lerin sonunda çözülmekte olan SSCB'nin Nikaragua'yı desteklemekten vazgeçmesi oldu. Temel ekonomik dayanağını yitiren Sandinistlerin, ABD emperyalizmi karşısında son dirençleri de kırıldı. Artık teslim bayrağı çekilmişti. ABD'nin ağır ekonomik ve askeri baskısı altında yapılan 25 Şubat 1990 seçimlerini, Sandinistler ABD destekli sağcı partiye kaybetti. Sandinistler oyların %42'sini alabildi. İnsanların bir kısmı salt en azından kontraların saldırısı dursun diyerek sağcı partiye oy verdi. Devrimin asıl omurgasını oluşturacak olan işçiler ve yoksul köylüler ise devrimden aradıklarını bulamamışlardı.

FSLN, 1979'dan 1990'a dek Nikaragua'yı yönetti. 1990'da seçimleri kaybetmesinden sonra ise düzenli olarak sağa kaydı. Diğer taraftan Sandinistler, hiçbir zaman iktidardan tümüyle uzaklaştırılmadılar. Silahlı güçler içinde hala belirli bir nüfuzları var, parlamentoda her zaman için büyük bir azınlık grubuna sahip oldular ve Sandinist liderler aracılığıyla büyük bir maddi gücü ellerinde bulundurdular.

1999'da Ortaga yanlıları ile 1996 seçimlerini kazanan sağcı Aleman arasında “El Pacto” adıyla bilinen bir anlaşma yapıldı. Buna göre Aleman ve Ortega ömürleri boyunca parlamento üyeleri oluyor ve yolsuzluk davalarına karşı ömür boyu dokunulmazlık zırhına sahip oluyordu.

Bu anlaşmayla devlet başkanı olmak için gerekli oy barajı %45'ten %35'e düşürüldü ki bu değişiklik Ortega'yı başkanlığa taşıdı, zira Ortaga'nın oy tabanın ne olduğu gayet iyi biliniyordu.

“El Pacto” sağ kampı böldü. Sandinistlerle iş birliğine karşı çıkan ve ABD'nin desteğini arkasına alan sağ fraksiyon başkanlık seçimlerinde kendi adayını çıkararak Montealegre'yi aday gösterdi.

2006 başkanlık seçim dönemi Ortega ve FSLN'nin sağa kayışını tırmandırdı, öyle ki Aleman cephesiyle ittifakının ötesinde Ortega, CIA tarafından eğitilen 1980'li yıllar boyunca Nikaragua köy ve kasabalarına saldırılar düzenleyen eski kontralarla bile anlaştı.

FSLN'nin Gericiliğin Baş Aktörleriyle Flörtü

Giderek sağa kayan FSLN, Nikaragua'da sosyal gericiliğin baş aktörleri olan iş çevreleri ve Katolik Kilisesi'ne şirin gözükmeye çalıştı.
Nikaragua kilisesinin başpiskoposunun yönettiği evlilik töreniyle evlenerek açıkça kilisiye bağlılığını bildiren Ortega, bununla kalmadı, 1980'lerdeki Sandinist rejimin kötülükleri için başpiskoposa günah çıkarttırdı. Bunların karşılığı olarak kardinal Ortaga'ya oy veren Katoliklerin vicdanlarının rahat olabileceğini söyledi.
Katolik kilisesine yalakalığın en utanmaz veçhesi parlamentodaki en büyük grup olan Sandinist grubun kürtaj karşıtı yasaya en ufak bir muhalefet göstermeden oy vermesiydi. Yasa kürtaj yaptıran kadına ve kürtaj yapan doktora 6 ile 30 yıl arası cezayı öngörüyor. Üstelik tecavüz, ensest ya da sağlık maduru kadınlar bile bu yasa kapsamına alınıyor. Son 3 yılda sadece 24 yasal kürtaj olmuşken yasadışıların sayısı 32,000 civarında olduğu tahmin ediliyor. Böylece, Ortega'nın başkanlığa seçilmesinin bedelini, yasa dışı kürtajlarda ölen, sakat kalan, ruhen yıpranmış kadınlar peşinen ödemiş oldular.
Ortega ve FSLN çok uzun zamandır kapitalist çevrelerle iyi geçinmeye çalışıyorlar. Zaten FSLN radikal söylemine karşın hiçbir zaman antikapitalist bir hareket olmadı. FSLN'nin küçük burjuva milliyetçiliği Nikaragua kapitalizminin ABD'den daha bağımsız olacak şekilde gelişmesini savunuştur.
Seçim kampanyası oyunca Ortega, Nikaragualı ve yabancı girişimcilerin yeni Sandinist hükümette güvence altında olduklarını anlatmanın telaşındaydı. 100'den fazla ABD'li yatırımcıyla buluşmasında ve Nikaragua Ticaret Odası ile yaptığı anlaşmalarda serbest piyasaya ve mülkiyet haklarına hiçbir tehdit oluşturmayacağını anlata anlata bitiremedi.
Nikaragua'ya kitlesel seçim gözlemcisi çıkarması yapan eski ABD başkanı Jimmy Carter'la seçim galibiyetinden iki gün sonra buluşan Ortega, Carter'ın yeni iktidarın mülkiyet haklarına, özel girişime ve serbest piyasaya saygılı olacağını açıklamasıyla daha da mutlu oldu. New York Times, “İş çevreleri Bay Ortega'dan serbest piyasaya kısıtlamalar getirmeyeceği konusunda 1990'dan beri eminiz dediler” diyordu.

Ortega'nın Yeniden Seçilişine ABD'nin Tepkisi

ABD'nin ilk defa Reagon döneminde işbaşına gelmiş olan ve Sandinista rejimin yok etmek için her yolu deneyen aşırı sağcı ulusal güvenlik mekanizması Sandinistaların seçilmesini ABD çıkarlarına aykırı gördüklerini beyan ettiler. Öte yandan Nikaragua'da yatırımları olan ABD işadamlarının tepkisi Ortaga'nın serbest piyasaya olan saygısını vurgulamak oldu. ABD'nin Latin Amerika'daki en önemli müttefiki olan Kolombiya devlet başkanı Alvaro Uribe seçimlerden sonra Ortega'yı kutladı ve uluslararası işbirliği önerdi. Nikaragua'nın ABD büyükelçiliği de 16 Kasım'da yaptığı açıklamada Bush yönetiminin seçim sonuçlarını tanıdığını belirtti ve Ortega ile çalışacaklarını vurguladı.

Sandinistlerin iktidardeyken güttükleri çizgi ve iktidardayken Nikaragua elit sınıflarına uyarlanması onun sınıf karakterinin doğal bir sonucuydu. FSLN, hiçbir zaman komünist bir işçi partisi olmadı. Popülist bir hareket olarak milliyetçi bir içerikle karışık ABD karşıtlığı, sınıf uzlaşmacı popülist karakteri, Küba ve SSCB'den destek almayı ifade eden sosyalist bir retorik (içinin ne kadar boş olduğunu en inançlı Sandinist taraftarları bile görmek zorunda kaldı) FSLN'nin çizgisinin temel bileşenleriydi.

1990'dan sonra egemen sınıfa tamamen eklemlenen Sandinistler, Sandnist rejim sırasında eğitim ve sağlık alanında elde edilen sınırlı kazanımların tamamen tasfiye edilmesine ortak oldular. Okul çağına gelmiş 1 milyon çocuk okula gidemiyor. 1990'da %90 olan okuma yazma bilme oranı bugün %67.5'e gerilemiş durumda. Çocukların sadece %29'u ortaokulu bitirebiliyor. Toplumun yarısından fazlasının temel sağlık hizmetlerine erişme şansı yok.

Neoliberal ajandanın Nikaragua'ya uygulanması fakir halkı topyekün perişan duruma getirdi. Açlık çok olağan bir durum haline geldi Nikaragua'da. Nikaragua, Haiti'den sonra Latin Amerika'nın en yoksul ikinci ülkesi. Bütün bu neoliberal saldırılar sırasında FSLN ve Ortega anamuhalefet paritisiydi. Ne var ki onlar bu politikaları savunmayı tercih ettiler. Ortega, yatırım önündeki sosyal bariyerleri kaldırmaktan söz ediyor, Nikaragua'nın uluslararası sermaye için ucuz işgücü olmasını istiyor, serbest ticari bölgeler oluşturulmasını da talepleri arasına eklemişti.

Yaşananlar göstermektedir ki, bu rejimler işçi sınıfı ve ezilenlerin iktidara yükselişini müjdelememektedir.

Son analizde, Latin Amerika'da ve tüm ezilen ve gerikalmış ülkelerde işçi sınıfının önünde çözüm olarak sadece Troçki'nin Sürekli Devrim'i durmaktadır. Ancak devrimci partisinin inşaasıyla kendisinin ulusal burjuvaziden politik olarak bağımsızlaştıran bir işçi sınıfı, diğer ezilen unsurları da liderliği altında toplayıp sosyalizm için mücadeleyi örgütleyebilir. Bu mücadelesinde tek yoldaşları ezilenler ve diğer ülkelerin işçi sınıfları olacaktır.