İsrail İşgali Yahudi Yerleşimleriyle Derinleştiriyor!

Elinin kanıyla meşhur İsrail devleti, Doğu Kudüs’te bir yandan Filistinlilerin evlerini yıkarken diğer yandan da yeni Yahudi yerleşimlerine onay vererek Ortadoğu’nun gündemine yine oturdu.

İsrail, 1967’de Doğu Kudüs’ü işgal ettikten sonra 195 bin Yahudi’ye yer açmak için bölgenin en az üçte birini “istimlak” etmişti. İsrail tarafından Kudüs’ün sadece yüzde 13’lük kısmı Filistinlilerin inşaat yapabilmeleri için ayrılmış durumda. Filistinlilere ait evlerin yüzde 28’i ise İsrail tarafından yasaklanan kesime inşa edildiği iddiasıyla yıkılma tehdidiyle karşı karşıya. Yıkım masraflarını da evlerin sahiplerine ödeten İsrail devleti, Filistinlileri evlerini kendi elleriyle yıkmaya zorluyor. Doğu Kudüs’te yaşayan 225 bin Filistinliden yaklaşık 60 bininin evleri yıkım tehdidi altında ve bugüne kadar 1500 aileye yıkım tebligatı yapıldı. Aslen, İsrail Doğu Kudüs’te yeni Yahudi yerleşimcilere yer açmak için Filistinlileri zorla çıkarmaya çalışıyor.

60 yılı aşan tarihi boyunca Filistin halkına büyük acılar ve işkenceler yaşatan ABD-İsrail ortaklığıdır. İsrail’de 1967’den beri, değişen hükümetlere rağmen, değişen dünyaya rağmen değişmeyen tek şey İsrail’in Filistin topraklarına yayılma politikasıdır. Doğu Kudüs merkezli Batı Şeria’da “egemen olan(!?)”Filistin Yönetimi ve İsrail devleti uzun zamandır karşılıklı müzakerelerle ayrı bir Filistin devletinin adını ağızlarına almakta beis görmüyorlardı, ABD emperyalizmi de bu işe sıcak bakıyordu. Bunun yalnızca Kaf Dağı’nın görünen yüzü olduğunu da hatırlatalım.

İsrail, son dönemde işgal altındaki Doğu Kudüs'teki bir Yahudi yerleşiminde 900 ek konut inşasına onay verdi. İsrail’in Doğu Kudüs ve Batı Şeria’da yerleşimler kurmasının ardında Filistin’in işgalini derinleştirme stratejisi yatıyor. 1990’lardan bugüne 450 bin yerleşimci, İsrail İçişleri Bakanı’nın “ebedi ve tek” başkentimiz dediği Kudüs’e ve Batı Şeria’ya sokuldu. Ekonomi Bakanlığı verilerine göre, İsrail yerleşim ürünleri Filistin pazarının yaklaşık yüzde 15’ini oluşturuyor. Dediğimiz gibi yerleşimlerin İsrail’in ilhak politikalarının, toplum mühendisliği planlarının bir parçası olduğu çok açık. Buna rağmen İsrail cumhurbaşkanı Şimon Peres ikiyüzlüce bunun “marjinal bir mesele” olduğunu ve müzakereyle halledilebileceğini söylüyor.
Müzakereler yıllardır sürerken yerleşimlerin inşaatı durdu mu peki? Koca bir hayır! Obama’yla birlikte Ortadoğu’da şirin barış güvercini pozlarına giren ABD’li yetkililer yerleşim politikasına yıllarca karşı olduklarını açıkladılar. Kasım ayının ortasındaki hararetli olaylarda da sert tepkiler gösterdiler İsrail’e karşı; ancak biliyoruz ki Obama’yla birlikte İsrail yerleşimlerine sert(!) tepki göstermiş olan ABD, normal zamanlarda söylemini yumuşatırken, tansiyon yükselince kükremeye başlıyor. İsrail’in bu kükremeleri iyi bildiğini ve hiç takmadığını söylemeye gerek var mı? ABD, İsrail’in söz dinlemediğinden yakınmaktadır. Obama’nın söylediklerine bakalım: “Ortadoğu’da çok zor bir durum var. Daha önce defalarca söylediğimi tekrarlayacağım, İsrail’in güvenliği ABD’nin çıkarları açısından yaşamsal önemdedir. Onların güvenliğini garanti altına alacağız. Bence ilaveten yerleşim inşa etmek İsrail’in güvenliğine katkıda bulunmaz, komşularıyla barış yapmasını daha zorlaştırır. Sonuçları çok tehlikeli olabilecek şekilde Filistinlileri incitir.”
Demek ki… İsrail’in güvenliğinden ABD’nin yaşamsal çıkarları varmış. Gerisi hikaye! Filistinliler incinecekmiş, ABD egemen sınıflarının çok da umurundaydı!
Peki Obama’ya bu “çok sert” açıklamayı yaptıran neydi? Filistin Yönetimi’nin olaylara tepkisi bu kez isyankar bir nitelikteydi. İsrail ile Filistin Yönetimi arasındaki görüşmeleri yürüten başmüzakereci Saib Erakat “barış süreci konusunda ilerleme sağlanamadığı için BM Güvenlik Konseyi’nden bağımsız Filistin devletini tanımasını isteyeceklerini” dedi. Elbette buna onay verilmeyeceğini herkes biliyor. Filistinli yöneticilerin bilmediğini düşünmek onları küçümsemek olur. İş doğal olarak bir pinpon diplomasisi yaratacaktı. İsrail, hemen her yeri işgal edeceği tehditlerini savurmaya başladı, sanki halihazırda Gazze’yi resmen ve Batı Şeria’yı da fiilen işgal etmiyormuş gibi.

Filistin Yönetimi’nin manevrasıyla Ortadoğu’da her an patlamaya hazır duran kazanı bir kere daha gördük. Bu patlamaları, yaşanacak katliamları önlemenin tek yolu sosyalist bir Ortadoğu federasyonu için mücadeleden geçiyor. Diğer bütün yollar hep tıkalı; müzakereler, manevralar, diplomatik masallar hep boşa! Emin olun bunu en iyi İsrail’in sertlik yanlısı Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman gibiler biliyor: “Kim birkaç yıl içinde ihtilafı sona erdiren bir anlaşmaya varılabileceğini söylüyorsa, durumu hiç anlamıyor ve yanılsamalar yayıyor demektir.” Ne uzlaşma yanılsamaları, ne bölgenin ikiyüzlü barış güvercinleri Ortadoğu’nun huzuruna katkı sağlayabilir; barış ancak, Ortadoğu emekçilerinin kapitalizme ve emperyalizme karşı uluslararası dayanışması ve enternasyonalist mücadelesiyle gelecektir.