Brezilya'daki Başkanlık Seçimlerinin Anlamı
1 Ekim'de yapılan devlet başkanlığı seçimlerinin ilk turunda halen iktidarda bulunan İşçi Partisi (PT) adayı Lula %48.6'lık oy oranıyla birinci geldi, ama ilk turda seçilmek için gerekli %50 oy oranına ulaşamadı. İkinciliği %42.4 oy oranıyla sağcı Brezilya Sosyal Demokrat Partisi (PSBD) adayı Geraldo Alckmin aldı. Üçüncü ise oyların %6,85 alan aşırı solda yer alan Sol Cephe'nin adayı Heloisa Helena oldu.
Bu seçim sonuçları, Latin Amerika'nın en önemli ülkesi olan Brezilya'da sınıf savaşımının içinde bulunduğu kritik durumu ortaya koyuyor.
188 milyonluk bu dev ülkede sınıflar arası uçurum çok derin. Dünyanın en zengin iş adamlarının yaşadığı semtlerle milyonlarca kent yoksulunun barındığı barakalar ordusu aynı kentte toplanmış. Kent yoksulları, kır emekçileri, topraksızlar, proleterler bu ülkede çok devingen bir politik hareket oluşturuyorlar. Brezilya aynı zamanda suç oranının da dünyanın en yüksek olduğu yerlerin başında geliyor. Bu yıl suç örgütlerinin başlattığı isyanda birçoğu polis olmak üzere yüzlerce insan öldürüldü.
Sol Dalganın Etkisi
Latin Amerika'da yükselen devrimci dalganın Brezilya'da kendisini göstermemesi düşünülemezdi. Nitekim çok uzun yıllar sağ iktidarlar tarafından yönetilen Brezilya'da kendisi de işçi kökenli olan Lula da Silva, İşçi Partisi'nden devlet başkanlığını kazandı. 4 yıl önceki seçimlerde iş başına gelen Lula ve İşçi Partisi (PT), milyonlarca isçinin ve topraksız köylünün umuduydu. Kitleler, Lula'dan en azından yoksullar lehine bir reform programını hayata geçirmesini bekliyorlardı. Ama Lula seçimleri kazanıp iktidara geçtikten sonra patronların ve emperyalist çevrelerin programını uygulamayı yeğledi. Önceliği bu oldu Lula'nın. Brezilya gibi hammadde satıcısı ülkeler, yükselen emtia fiyatlarından önemli gelir artışları sağladılar. Lula, bu gelirleri iç ve dış borçları ödemek için harcadı. Ulusal ve uluslararası para babalarının gönlünü hoş tuttu. Uyguladığı neoliberal politikalarla bankacıların, tröstlerin çıkarına çalıştı. İhracata dayalı ekonomik yapı ve yüksek faiz politikalarıyla (öyle ki elde dilen kaynakların %40'ı faiz ödemelerine gidiyor) bu kesimlerin ceplerini doldurdu. En çürümüş burjuva partileriyle ittifaklar yaptı. Bunlar arasında 1964-85 cunta döneminin eli kanlı politikacıları da var. Lula hükümeti yolsuzluk skandallarından da kaçamadı, zira burjuva politikacılığını kabul ettiyseniz bu tarz yan etkilerden de kaçamazsınız. Özellikle son yaşanan yolsuzluk skandalı, kritik oylamalarda muhalefet milletvekillerinin oylarını satın almak, seçim öncesinde patlak verdiğinde Lula'yı epeyce yıprattı.
İşçi sınıfı ve yoksulların büyük bir kısmı Lula'yı hala sahiplenseler de proleterlerin daha ileri katmanları Lula'ya muhalefet bayrağını yükselttiler. Çok geçmeden emekçiler, ücret ve emeklilik haklarını savunmak için mücadeleye giriştiler. PT tarafından kontrol edilen ve dünyanın en önemli işçi sendikalarından olan CUT, Lula hükümetinin politikalarını desteklemekte ısrar edince CUT'tan geniş bir kopuş süreci baş gösterdi. Bu doğrultuda sınıf mücadeleci bir sendikal anlayış temelinde CONLUTAS (Ulusal Mücadele Koordinasyonu) doğdu.
PT, solun birçok farklı rengini barındıran (görünüşte radikal) bir çatı örgütüydü. Lula'nın izlediği çizgiye muhalefet eden sol kanat bir süre sonra partiden tasfiye edildi. Bunun üzerine PT'den kopan bu grup solun diğer bazı özneleriyle bir araya gelerek içinde devrimci Marksist yapıların önemli rol oynadığı Sosyalizm ve Özgürlük Partisi'ni (P-SOL) kurdular.
Sol Cephe
Seçimlerden önce P-SOL, köklü devrimci Marksist bir örgüt olan Birleşik Sosyalist İşçi Partisi (PSTU) ve eski Stalinist Brezilya Komünist Partisi (PCB) Sol Cephe'yi oluşturdular. Sol Cephe'nin ana gövdesini ilk iki örgüt oluşturuyordu.
Sol Cephe, Brezilya isçi sınıfı, kent ve kır yoksullarına Lula'nin PT'si ve Alkcmin'in PSDB‘si (Brezilya Sosyal Demokrat Partisi) dışında radikal sol bir alternatif sunma başarısını gösterdi. Lula, seçim kampanyasını sağ-sol kutuplaşması temelinde kendisinin seçilememesi durumunda sağcı Alckmin'in yoksulları ezeceği teması üzerine kurdu. Böylelikle sol yanı ağır basan Brezilya seçmen kitlesini sahte bir kutuplaşmayla kendisine çekmeye çalıştı. Oysa geride kalan dönem boyunca, Lula'nın büyük sermayenin onayını ve sempatisini kazanan bir hat izlediğini tüm dünya görmüştü. Öte yandan, henüz sosyalist devrim hedefini çok belirsiz, sağcı iktidar tehlikesini çok yakın gören Brezilya alt sınıflarını bir blok halinde Lula'dan koparmak kolay değil. Bu anlamda kitlelere seçimlerde radikal sol bir alternatif sunmak önemli bir adımdır. Ne var ki böylesi bir kopuş seçim sandıklarının dışından sokaktan ve iş yerlerinden başlayacaktır. B urjuva parlamenter aritmetiği ve oy sandıkları egemen sınıfların güçlü oldukları politik mekanizmalardır. Proletaryanın üretimden gelen gücü, sokakların militanlığı, işçi sınıfının ve gençliğin dinamizmiyle biraraya getirildiğinde burjuva politikasına gerçek bir alternatif üretilmiş olur. Brezilyalı devrimci Marksistlerin önündeki en büyük görev budur. Bu, özünde devrim sorunudur. Üstelik, kraldan çok kralcı olan Lula'dan kitleleri koparmak için kullanılacak birçok argüman hemen göze çarpmaktadır. Emperyalizmle bağların koparılması, neoliberal önlemlerin teşhiri, iç-dış borçların ödenmemesi, toprak reformu gibi. Bu taleplerin altı doldurulduğunda Lula sallanacaktır. Dikkat edilmesi gereken bir nokta da halen Lula'ya bağlı olan kitlelerin ikinci döneminde Lula'ya daha az müsamahakar olacaklarıdır.
6.5 Milyonu Geçkin Oy
Seçimlerin ilk turunda Sol Cephenin başkan adayı Heloisa Helena oyların % 6.85'ni alarak (6 milyon 575 bin 353 oy) üçüncü sıraya yerleşti. Sol Cephe, Lula ve Alckmin ile arasındaki büyük oy farkına ve seçimlerin ikinci turuna katılamayacak olmasına karşın, aldığı 6.5 milyon oyla Brezilya işçi sınıfı için önemli bir seçenek olduğunu kanıtlamış oldu. Öte yandan kanıtlanan bir gerçek daha var ki o da kitlelerin muazzam bir şekilde sola kaydığıdır. Bu da devrimci Marksizmin önündeki imkanları göstermektedir.
Egemen sınıf, 29 Ekim'de yapılacak başkanlık seçimlerinin ikinci turunda Lula'nın tekrardan seçilmesinden memnun olacaktır. Çünkü, hiç elde edemedikleri büyük karları Lula iktidarında elde etmekteler. Lula, bir yandan da işçi düşmanı neoliberal yapısal dönüşümleri hayata geçirmeye çalışıyor. Ama, Lula'yı Brezilya egemen sınıfı ve emperyalist sistem açısından özel kılan bunlar değil. Sağcı Alckmin bu programları uygulayamaz, çünkü kitlelerin zihinleri böyle bir durumda çok net olacaktır. Kitleler sağcı Alckmin'e var güçleriyle karşı koyacaklardır. Kapitalist politikanın kitle muhalefeti sonucu uygulanamaması kapitalistlerin cebine akan para miktarının azalmasından daha büyük anlamlara sahiptir. Bunun anlamı toplumun radikal dönüşümlere açık hale gelmesi demektir. Bu yüzden Alckmin kapitalistlerin gönlünden geçen esas adaydır, ama bu koşullarda değil.
Lula, politik atmosferde çok ani bir dönüşüm yaşanmazsa seçimlerin ikinci turundan galip ayrılacaktır. Yeni dönem kendisi için bir hayli zorlu olacak. Kendisini destekleyen kitleler, Lula'dan somut adımlar bekleyeceklerdir. Bunlar gerçekleşmediğinde bu kitlelerin radikal solun saflarını doldurmaya başlaması oldukça muhtemeldir. Öte yandan çok kısmi bir takım reformlar bile Lula'nın kapitalistlerin desteğini kaybetmesi anlamına gelecektir. Çünkü kapitalistler ve emperyalist güçler, bir defa start alan reform sürecinin arkasının geleceğinin ve kitlelerin kendilerine olan güvenlerinin artacağından korkmaktadırlar. Üstelik Brezilya ekonomisi oldukça kırılgan bir yapıya sahip. İhracata bağlı olarak genişleyen ekonomi, yurtdışı piyasalara göbekten bağlanmış durumda. Gelişmiş kapitalist ülkelerdeki en ufak bir sarsıntı Brezilya ekonomisini yıkacaktır. Ayrıca, düşme eğilimi gösteren emtia fiyatları dünyanın en büyük tedarikçilerinden olan Brezilya'nın gelirlerini azaltacaktır. Bu da Lula'nın zaten çok sınırlı olan hareket serbestisini tamamen yok edecektir. Bunun sonucu da Lula'nın kapitalistlerin esiri olması olacaktır.
Dünyanın en büyük pazarlarından ve meta dolaşımının en büyük kaynaklarından biri olan Brezilya'nın dünya emperyalist sistemi açısından önemi çok büyüktür. Dolayısıyla bizim için de öyle. Brezilya işçi sınıfı ve peşine takacağı kent ve kır yoksulları, Latin ateşini tüm dünyaya yayabilecek durumdadır. Brezilyalı devrimcilere büyük görev ve sorumluluklar düşmektedir.
İttifak'ın Programı
Lula ve Alckmin, Brezilya'da hüküm süren yolsuzlukların başlıca temsilcileridir. Halkın büyük çoğunluğu bu yolsuzlukların kurbanı durumundadır. Politikacıların yolsuzlukları bu kapitalist sistemin gerçek yüzüdür.
İktidarın sınıf içeriği değiştirilerek rejimin, radikal bir biçimde demokratikleştirilmesi gerekmektedir. Halkın büyük çoğunluğunun sorunlarını çözümü ve ülkenin krizden çıkması, bunu olanaklı kılacak bir acil eylem planının hayata geçirilmesine bağlıdır.
Emekçi halka verilen sözleri tutmayan milletvekilleri derhal istifa etmelidir. Yolsuzluk yapan görevliler derhal cezalandırılmalıdır.
Brezilya'da bugün yoğunlaşmış durumdaki aşırı sömürü, kronikleşen işsizlik ve işgücünün esnekleştirilmesine karşı radikal bir politikayla mücadele etmek “Sol Cephe“ programının ana eksenidir. Çalışma saatleri yükseltilmeksizin asgari ücretin derhal iki katına çıkartılmasını, kır emekçileri tarafından kontrol edilecek geniş bir tarım reformu talep ediyoruz. Sosyal güvenlik reformu başta olmak üzere uygulanmakta olan tüm neo-liberal reformların iptal edilmesini savunuyoruz. İş yasası reformuna, hükümetin uygulamaya çalıştığı özelleştirmeci üniversite reformuna hayır diyoruz. Özelleştirilmiş durumdaki devlet şirketlerinin derhal devletleştirilmesini, ALCA görüşmelerinden derhal çekilinmesini, Haiti'deki Brezilya birliklerinin geri çekilmesini talep ediyoruz. Bolivya'daki doğal gazın devletleştirilmesini tümüyle destekliyoruz.