Seçim Yolsuzluklarına Karşı Direniş: Meksika Proletaryasının Geleceği

Latin Amerika'da yükselen direniş dalgası Meksika'yı da içine almış durumda. Bunun en önemli örneklerinden biri seçimlerden sonra yükselen direniş. 2 Temuz seçimlerinde yapılan yolsuzluğa karşı yüzbinlerce insan sokağa döküldü, birçok kentte ve üretimin kalbi Oaxaca'da yaşamı durdurdu. Meksika'da yoksulluğa, sosyal eşitsizliğe, yolsuzluklara karşı öfke kendini seçim gündemiyle sokağa taşıdı. Seçimler öncesinde gerek madencilerin gerek öğretmenlerin ve işçi sınıfının diğer üyelerinin mücadeleleri seçimlerde yaşanan yolsuzlukların ardından birleşik ve daha büyük bir tepkiye ve daha güçlü bir direnişe dönüştü. Bu yükselen direnişi incelemeden önce Latin Amerika'da esen direniş rüzgarlarına eklenen Meksika'nın sosyal ve ekonomik durumunu ve bu sürece kadar gelişerek ilerleyen mücadele dalgasına bir göz atalım.

Çelişkiler Ülkesi Meksika

Meksika, Latin Amerika'da sosyal eşitsizliklerin şampiyonu olarak nitelendirilen bir ülke. Ülke nüfusunun neredeyse yüzde 40 yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Buna karşılık Amerika kıtasında en zengin adamlardan bazıları da bu şehirde. Tahminlere göre, Meksika'daki milyarder sayısı Fransa'nın toplamda varolan milyarder sayısındn fazla. Son dönemde yapılan bir araştırmaya göre Meksika'daki ortalama ücretler Latin Amerika'daki en düşüklerden biri ve sadece Honduras, Bolivya ve El Salvador'dakileri geçiyor. 1978'de bir ailenin temel ihtiyaçlarını karşılaması için 2 asgari ücrete ihtiyacı varken şimdilerde bu, 4 asgari ücrete çıktı. Vicente Fox, 2000'de o zaman 12 milyon olan işsiz sayısını azaltacağını, işgücünü büyüteceğini, her yıl bir milyon yeni iş yaratacağı söylemiyle başkan seçilmişti. O dönemden bu yana iyileşmenin aksine işsizlik oranları artmaya devam etti. Artan işsizlik on binlerce umutsuz insanı ABD'ye göçe zorladı. 2000'den bu yana 2,5 milyon Meksikalı ABD'ye göç etti.

Çelişkilerin kendini hissettirdiği bir diğer yanda bölgesel eşitsizlikler. Meksika, daha fazla sanayileşmiş Kuzey ve fakirleştirilmiş tarımsal Güney olarak bölünüyor. Kuzey, ABD ve Kanada ile serbest ticaret anlaşmasının ve Meksika'nın kuzeydeki fabrikalarla entegrasyonunu tamamlamış ulusötesi şirketlerin yatırımlarının ana odağı. Daha az sanayileşmiş ve daha az üretici Güney ise yoksulluk ve ABD'den gelen tarımsal ithalatın yerli üreticilerde yarattığı tehditin ana üssü.

Meksika'nın küresel pazarla entegrasyonundan burjuvazi büyük kazançlar elde edip, gönencine gönenç katarken bu gönencin motoru işçi sınıfının yoğun sömürüsü oluyor. Meksika işçi sınıfı tehlikeli çalışma koşulları, düşük ücretler, standartların altında barınma koşulları ve yüksek düzeylerde işsizliğin tehdidi altında.

Türkiye'deki sürece benzer olarak Meksikalı işçi sınıfı 24 yıldır neoliberal saldırıların etkisi altında. İşçi sınıfı ve yoksulların ücretlerine, işlerine ve sosyal koşullarına yapılan saldırılar son yıllarda dozajı giderek yükselen mücadelelerle karşılık buluyor. Bu mücadele dalgası, seçim yolsuzlukları karşısında zirve yapmış durumda.

Son Süreçte Gelişen Toplumsal Mücadeleler

Meksika, seçimlere yükselen bir toplumsal mücadele dalgası içinde girdi. Bu mücadele dalgası mücadele eden değişik unsurları birleştirip tek hedefe yöneltti ve etkisini muazzamlaştırdı. Meksika'da 2006'ının başından temmuzdaki seçimlere kadar gerçekleşen önemli sınıf mücadelesi deneyimlerini şöyle sıralayabilirz:

* Coahuila eyaletinde Pasta de Conchos madeninde 19 şubatta gerçekleşen patlama ve göçük sonrasında 65 madenci öldü. Bu felaket, şubatın sonlarında bakır ve madenlerinde bir grev dalgasını ateşledi. Onbinlerce madenci ve maden işçisi hükümetin, maden yönetiminin ve kendi sendikalarının ihmalinin kurbanları olan Pasta de Conchos madencileriyle dayanışma içinde iş bıraktılar.

* Madenci sendikasının liderinin PAN hükümetinın lideri Vicente Fox'un kararıyla görevinden alınmasına karşı martta yüzlerce maden ve fabrikanın kapandığı iki günlük genel grev oldu.

* Michacon eyaletinin liman kenti Lazaro Cardenas'ta özelleştirilmiş Sicartsa çelik fabrikasında çıkan greve son vermek için silahlı saldırının sonucunda 20 nisanda iki genç işçi öldürüldü.

* Mexico eyaletinde San Salvador bölgesinde Meksika polisinin küçük üreticilere yönelik vahşi bir saldırıda bulundu. Ayağı kalkmayı reddettiği iddia edilen felçliler bile dövüldü. 17 kadın gözaltında polisin cinsel tacizine uğradığını açıkladı. 4 ay sonra onlar hala hapisteler.

* Oaxaca'nın merkezinin öğretmenlerin devam eden işgali altında olması karşısında 14 haziranda grevci öğretmenlere karşı vahşice bir saldırı düzenlendi. Saldırı da 2'si çocuk 4'ü öğretmen 6 kişi öldürüldü.

2 Temmuz Seçimleri

Yaşanan yoksullaşma, artan sosyal eşitsizliklere karşı Demokratik Devrim Partisi(DDP)'nin adayı Obrador “önce yoksullar” söylemiyle işçi sınıfının ve yoksulların desteğini kazandı. Ulusal Hareket Partisi (UHP)'nin altı yıl fazla iktidarda kalması demek altı yıl daha fazla ücret kesintileri, özelleştirme, zorunlulaşan ekonomik göç, yaşam koşullarında düşüş, enflasyon, baskı ve rüşvet, yolsuzluk demekti. Yaşanan koşullara karşı öfke kendisini devrimci önderliğin yokluğunda reformist Obrador ile ifade etti.

Lopez Obrador, “önce yoksullar” sloganının kapitalistleri korkutmaması gerektiğini söyledi ve kendi iktidarında da kar etmeye devam edeceklerini söyledi. Carlos Slim, Meksika'nın en zengin adamı, ve Manuel Camacho Solis, eski başkan Carlos Salinas'ın politikaları sonucunda zenginleşmiş bir poltikacı, gibi Lopez Obrador'un Meksika yönetici sınıfının temsilcileriyle yakın ilişkisi var. Obrador bir devrimci değil, en fazla sol bir reformist. Diğer DDP liderleri gibi Kurumsal Devrimci Parti (KDP)'den, ki bu parti Meksika'yı 80 yıl demir yumruğuyla yönetmiş Meksika burjuvazisinin çürümüş kesmidir, geliyor. Obrador'un kapitalizmle sorunu yok. ABD devlet aygıtının başında bulunan “yeni muhafazakarlar”, Meksika petrol sanayini kontrol etmek istiyorlar. Obrador ise petrol şirketlerinin özelleştirilmesine karşı. Bu nedele ABD'li kapitalistler Obrador'u Chavez gibi görüyor.

Obrador'u ABD ve Meksikalı kapitalistler için tehlikeli kılan Obrador'un kendisi değil, onların asıl korktukları Latin Amerika'da yükselen sol ve radikalleşmenin Meksika'yı da etkisi altına alması. Kapitalistleri korkutan Obrador'un kendisi değil, onu destekleyen yoksul işçi ve köylü kitlelerinin öfkesi ve kendilerine güvenlerinin artması. Uzun yıllardır sağ iktidarlar tarafından yöetilen Meksika'de kapitalistler rahat ve huzurluydu. Şimdi kendisilerini fırtınanın ortasında buldular. Obrador'un seçilmesinin yoksul kitlerere vereceği güven ve mücadeleye devam etme isteği, Obrador'un burjuvazi için çalışacağı söylemlerinden daha etkili oluyor. Bu nedenle ABD ve Meksikalı burjuvazi Felipe Calderon'un başkanlığı ile kendi çıkarları için bir altı yılı daha garantilemek istiyorlar.

Obrador burjuvaziye kendi iktidarı döneminde de karlarına kar katmaya devam edecekleri güvencesini veriyor. Obrador, konuşmalarından birinde Meksika ordusunun ülkenin kurucu kurumu olduğunu ve egemenliğin teminatı olduğunu açıkladı. Bu, burjuvaziye verilmiş bir mesajdı. Çünkü ordu burjuvazinin, elitlerin ve emperyalistlerin çıkarlarının ana koruyucusu ve Meksika işçileri ve köylülerine karşı baskı ve insan hakkı ihlallerinin ana kaynağıdır. Bu çok iyi düşüülmüş bir mesajdı: "Şayet ihtiyaç olursa madencilerin, öğretmenlerin ve işçi sınıfının değişik kesimlerinin üzerine birlikler göndermekten çekinmem.” Kısacası Calderon ve Obrador arasında elbette farklar var ama bu, Obrador'un yoksul halkın çıkarlarının gerçek temsilcisi olduğu anlamına kesinlikle gelmiyor. .

Obrador'un şu anki misyonu sınırların dışına taşmaya başlayan mücadelenin kapitalizmin sınırları içinde tutulması, “barışçı” eylemlere kısıtlanması ve söndürülmesi. Bunu en iyi seçim yolsuzluklarına karşı yapılan dev kitle gösterilerinde gördük. Şimdi yaklaşık iki aydır devam eden bu seri protesto gösterilerinin seyrine odaklanalım.

Meksika'da sosyal eşitsizlik, yoksulluğa karşı yükselen öfke ve mücadele ruhu kendini seçimlerde ortaya çıkan yolsuzluklara karşı mücadeleyle ifade etti. 2 temmuzda yapılan seçimleri muhafazakar Ulusal Hareket Partisi'nin (UHP) adayı Felipe Calderon'un kazandığının açıklanmasından sonra Demokratik Devrim partisi'nin (DDP) adayı Lopez Obrador seçime yolsuzluk karıştığını açıklayıp oyların tekrar sayılması isteminde bulundu. Oyların tamamının sayılması kabul edilmezken %10'unun sayılması üzerine Calderon'un başkanlığı almasını sağlayan yaklaşık yüzde 2'lik fark yüzde 0.58'e, 244 binden az oya düştü. Bu sonucunda gösterdiği üzere ciddi bir seçim yolsuzluğu ve sonrasında da oyların tekrar sayılmasının reddedilmesi üzerine direniş şiddetlendi. 700 bin, 1 milyon, 2 milyon gibi devasal sayılı gösterilerle Meksika'nın önemli şehirlerinde yaşam felç oldu.

Kitlelerin büyüyen öfkesine rağmen Obrador, sistem içi duruşuyla eylemleri belli sınırlar içinde tutmaya, “barışçıl” gösterilere kanalize etmeye çalıştı. Gösterileri yaşamı felç edecek mekanlardan uzak tutuyor, eyleme yönelik saldırı tehditi olduğunda eylemleri iptal ediyor. Obrador, işçi sınıfı hazır olmasına rağmen genel grev çağrısında bulunmuyor. Bir yandan Obrador kitlelerin sırtından iktidara gelmek isterken diğer yandan Meksikalı yönetici elitlerle çatışmayı göze almıyor. Yapmak istediği aslında yönetici sınıfa rağmen değil, onun onayını alarak başkanlık koltuğuna oturmak. Kitlelerin eyleminin yaratacağı enerjinin önünü alaayacağından korkan Obrador, bu süreç boyunca egemen sınıfın icazetinde politika yapmayı sürdürdü. Ne var ki egemen sınıf Calderon'dan vazgeçmedi, vazgeçmeyecek de. ABD başkanı ve AB ülke liderleri seçim sonuçları onaylanmadan Calderon'u arayıp başkanlığı almasından dolayı tebrik etmesi de bunun en önemli göstergesi. Calderon'dan iktidarı işçi sınıfı ve yoksullar ancak sökerek alabilir. Milyonlarca kişi sokağa dökülmesine rağmen egemen sınıfa geri adım attırılamadı. Bunun en temel sebebi de Obrador'un bu harekete liderlik yapmasıydı.

Gelinen süreçte Calderon'un başkanlığı elinde tutacağı gözüküyor. Obrador'un kitleleri pasifleştiren tutumu artık kitleleri peşinden sürükleyecek cazibeye sahip değil. Bu, böyle devam ettiği sürece seçim yolsuzluklarına karşı başlayan hareket yenilgiye uğranış olacak. Kazanma perspektifi olmayan, zaferi yönetici sınıfın icazetinden bekleyen birilerinin arkasından kitleler elbette bir süre sonra devam etmeyecektir. Zaten böyle bir eğilimde gözlenmektedir.

Burada kaybeden reformist liderliklerdir. İşçi sınıfı mücadelesine devam edecektir. Bunun kanıtı Oaxaca'da isyan halini almış eylemler, işçilerin yerelde olsa kendi öz yönetim organlarını kurmasıdır. Meksika işçi sınıfı Latin Amerika'yı saran sınıf savaşımının uyanışının parçası haline gelmiştir. Latin Amerika'nın diğer bölgelerinde yükselen mücadelelerden moral kazanıyor. Bunun en büyük kanıtı Haziran'da başlayan Oaxaca'daki eylemlerin tekrar alevlenmesidir.

Öğretmenler daha yüksek ücret gibi taleplerle greve gitmişlerve şehir merkezinde kamp kurarak orayı abluka altına almışlardı. 14 Hazrian'da hükümet, öğretmenlerin şehir merkezinde kamp kurmalarına karşı kent merkezini geri almak için harekete geçti. Oaxaca'nın merkezi savaş alanı gibiydi. Devlet baskısı karşısında öğretmenler ve Oaxacalı direnişçilerin kararlılığı pekişti. Öğretmenlerin grevi Oaxacalılar için büyük çapta bir direnişin ateşleyicisi olmuştu. Hükümetin saldırısının ertesi günü şehirde barikatlar kuruldu, anayollar kapatıldı ve vali Ruiz'in istifasını isteyen devasal gösterilerle kent merkezinin tekrar alınması harekatı başladı. Öğrencilerin, velilerin, yerlilerin, köylülerin yanısıra işçi sınıfının diğer kesimleri de öğretmenlerin arkasında birleşti ve mücadele toplumsal karakterini kazandı. 16 Haziran'da 10 km'lik bir konvoy oluşturan 300 bin kişi valinin istfası talebiyle yürüdü. Eylemler büyüyerek devam etti ve 4 milyonluk şehirde bir milyon Oaxacalının katıldığı bir gösteri düzenlendi. 19 Haziran'da Oaxaca Halk Meclisi kuruldu. Her bölgeden yerel meclis temsilcileri seçiliyor ve sonra seçilen bu yerel meclis temsilcileri de Halk Meclisi'ne temsilciler seçiyor. Oaxaca Halk Meclisi alternatif bir yönetim organı olarak kuruldu ve bu şekilde de çalışıyor. Eylemler seçimden sonra da devam etti. Hükümetin yalan ve aldatmalarından bıkan kadınlar 1 Ağustos'ta sokağa çıktılar ve Oaxaca devlet radyo ve televizyonunu işgal ettiler. Saatlerce gelecek eylemlilik sürecine ilişkin planlarını ve taleplerini bu organlar aracılığıyla duyurdular. Bina o gün işgal altında kaldı. Bu süreçte birçok aktivist hükümet tarafından saldırılara mahruz kaldı, kaçırıldı ve öldürüldü. Böylece yıkım ve kargaşa yaratılmaya çalışıldı. Haziran'da polis şehir merkezindeki öğretmenlerin işgalini kaldırmaya çalışırken altı kişiyi öldürdü, onlarcasını yaraladı. 10 ağustos'daki eylemde de polis 1 kişiyi öldürdü. Grevciler tarafından kullanılan televizyon istasyonu da polis tarafından tahrip edildi. Bunun üzerine eylemciler bazı belediye binalarını işgal etti ve yollara barikatlar kurdu. Oaxaca'da direniş hala devam ediyor.

Toparlarsak, Meksika'daki başanlık seçimleri işçi sınıfı ve kapitalistler arasında önemli bir mücadeleye dönüştü. İşçi sınıfı bu mücadelede reformist liderlikleri desteklese de bu, aslında onun rejime karşı mücadelesiydi. Obrador'a gelince düzene çelikten halatlarla bağlanmış bu adam önderlik ettiği kitleleri pasifize etmek için elinden geleni yaptı. Bu da kaçınılmaz olarak yenilgiyi beraberinde getiriyor, bugün bunun emarelerini açık bir şekilde görebiliyoruz.

Ne var ki işçi sınıfı Oaxaca'da görüldüğü gibi mücadeleye devam edecek. Bütün göstergeler bu yönde. Üstelik, Calderon iktidarı boyunca çelişkilerin keskinleşeceği muhakkak. Bu da önümüzdeki mücadelelerin daha patlamalı bir hal alacağını gösteriyor. Değinilmesi gereken bir nokta da reformist liderliklerin iktidara geldiklerinde kitle hareketini yatıştırıcı bir rol oynadığıdır. Bolivya ve Venezuela'da yaşanan