Van'daki İranlı Politik Mültecilerle Yapılan Görüşmeler Işığında İran'da Muhalefetin Durumu Üzerine Notlar
1- İran'daki İslami kapitalist rejimin tam anlamıyla köşeye sıkıştığını söylemek abartılı olmayacaktır. Rejime karşı öteden beri biriken öfke Haziran'daki seçimlerin ardından patlama noktasına ulaşmıştır. Bu saatten sonra İran'daki mevcut düzen geri dönüşü olmayan bir şekilde halkın gözünde meşruiyetini kaybetmiştir. Başta Tahran olmak üzere büyük kentler ve gençliğin büyük bir bölümü yakıcı bir açlıkla değişim istemektedir. İran halkı toplumsal olarak kültürel ve entelektüel seviyesi yüksek bir halktır, aynı zamanda mücadele hafızasına ve kültürüne sahiptir, bu koşullar altında İran'daki toplumsal muhalefeti salt zorbalıkla sindirebilmek mümkün değildir.
2- Bu anlamıyla İran'ın kesinlikle bir Suudi Arabistan olmadığını bilmek gerekiyor. Olaylar hala tam olarak dindirilebilmiş değil, ayrıca bir sönümlenme yaşansa bile bu tam anlamıyla geçici bir karaktere sahip olabilir. Kitleler ilk fırsatta yeni bir mücadele dalgası yaratacaktır ve bu eskilerinden daha güçlü olacaktır.
3- Değişim isteğinin en yoğun olarak hissedildiği kesim, toplumun entelektüel birikimlerini gerçekleştirebilen kısımlarıdır. Edebiyatçılar, müzisyenler, üniversite öğrencileri toplumsal mücadelenin can damarı durumundadır. İran'daki mevcut düzen, ideolojik ve psikolojik üstünlüğü tamamiyle kaybetmiştir.
4- En temel özgürlüklerin sınırlandığı bir ortamda gençliğin hızla duyarlılaşması ve politikleşmesi mümkün olabilmektedir. Özellikle son mücadele dalgasından sonra yeni gelen kuşaklar geçmiş mücadelenin deneyimleriyle yollarına devam edeceklerdir. İran gibi genç nüfusun büyük bir orana sahip olduğu bir ülkede bu belirleyici bir etki yaratacaktır. Ayrıca, İslami düzenin doğrudan mağduru olan kadınlar muhalefet içinde büyük bir etkiye sahiptir, Mollalar kadınlardan çekinmektedir. Bunun en büyük kanıtlarından birisi kadın sorunu ile ilgili kitapların çevirisinin ve yayınlanmasının engellenmeye çalışılmasıdır.
5- Örgütlü işçi sınıfı da açıkça rejime düşmandır. İran Khodro otomobil fabrikası direnişinde ya da toplu taşıma işçilerinin grevlerinde görüldüğü gibi rejime karşı duruş, işçi sınıfının öncü katmanlarında açık bir hal kazanmaktadır.
6- Rejim, insanların en temel özgürlüklerini kendi yaşam alanlarında sınırlandırdığı için bu alanlardaki karşı koyuşlar politik bir eyleme dönüşmektedir. Örneğin, alenen içki tüketimi böylece politik bir eyleme dönüşebilmektedir. Devrimciler, bir grev ziyaretinde örneğin işçilerin içki tüketimine şahit olmakta ve içki içmeye davet edilebilmektedir.
7- İslami rejime yaşam tarzı üzerinden verilen mücadele kendi alanlarını yaşatmayı başarmıştır. Örneğin, üniversitelerde gay olduğu bilinen çiftler bulunmakta ve üniversitelerinde diğer öğrenciler tarafından hiçbir baskı görmemektedir. İslami rejimle taban tabana zıt bir sosyal yaşamın gelişmesi, toplumsal mücadelelerin belirli özgün ilerlemeler sağladığının kanıtı durumunda.
8- İran sosyalist hareketi, Şah rejiminin yıkılmasında büyük bir role sahip olmasına rağmen 1980'larin ortalarında Molla düzeni tarafından tamamen tasfiye edilmiştir. Böylelikle geçmişle bugünkü sol mücadeleci gençlik arasında bir köprü vazifesi kuracak, yeni kuşakla eski kuşağı birbirine bağlayacak bir örgütlülük tamamen ortadan kaldırılmıştır. Bunda İran'daki solun hemen hemen tamamen Humeyni'yi desteklemesi ardından da Humeyni'nin solu yok etmesi belirleyici olmuştur. Yaşanan politik iflas solun örgütsel olarak tasfiye olmasını beraberinde getirmiştir.
9- İran'da şimdilerde yeni bir sosyalist kuşak doğmuştur. Örneğin 6 sene önce Tahran Üniversitesi'nde temelleri atılan ilk sosyalist öğrenci grupları birkaç kişiden ibaretken binlere ulaşan bir öğrenci kitlesini hareket ettirebilen bir potansiyele ulaşmıştır. “Eşitlik ve Özgürlük İçin Öğrenci Birliği” denilebilir ki 1980'lerden sonra ortaya çıkan ilk sosyalist kitlesel örgütlenmedir. Sadece Tahran Üniversitesi'nde değil, diğer üniversiteler ve diğer şehirlerdeki öğrenciler arasında da önemli sayıda taraftara sahiptir.
10- Bu öğrenci gruplarının en önemli özelliği gerek Şah rejimi gerekse de Molla rejimi tarafından katledilen devrim şehitlerinin anısının etkileriyle devrimci mücadeleye sempati duymaya başlamış olmalarıdır. Birçoğunun ailesinde devrim şehidi ya da eski devrimci mücadele dalgasında aktif olarak görev almış kimseler bulunmaktadır.
11- Diğer taraftan Marksist yazın İran'da önemli oranda Fars diline çevrilmiş durumdadır. Lenin ve Troçki'nin kitaplarının sadece bir kısmı Farsça'ya çevrilmiş bulunmaktadır. Troçki'nin “Hayatım”ı oldukça etkili bir kitap durumundadır.
12- Stalinizm, 1980'lerde arkasında büyük bir hayal kırıklığı ve kızgılık bırakarak örgütsel anlamda tasfiye olmuştu. Şimdilerde ideolojik olarak İran sosyalist gençliği üzerinde hemen hemen hiçbir tesiri yok. Bir yandan çok okuyan İran gençliğinin Stalinizm'e mesafe koyması gayet normal, bir yandan da özgürlüğe susamış İran gençliği için Stalinizmin baskıcı, otoriter ve eşitlik karşıtı duruşunun hiçbir cazibesi olamaz.
13- Son beş altı yılda oluşan yeni sosyalist kuşağın politik mücadelede oldukça amatör olduğunu belirtmek gerekir. Farklı anlayış ve yaklaşımlardaki birçok sosyalist, belirgin bir örgütsel yaşamdan oldukça uzaktır. Eşitlik ve Özgürlük İçin Öğrenci Birliği ne de olsa bir öğrenci örgütüdür. Belirginleşmiş örgütlü yapılarının olmaması İran'daki yeni nesil sosyalist hareketin daha emekleme döneminde olduğu anlamına geliyor.
14- İran solunda halen en etkili yapı Manzur Hikmet'in yolundan gidenler anlamındaki Hikmetistler. Mansur Hikmet'in en temel özelliği Humeyni sonrasında ortaya çıkan bir lider olması, yani Humeyni karşısında hezimet yaratan diğer sol unsurlardan sonra, 1980'lerde ortaya çıkması ve yenilginin vebalini o anlamda taşımayan bir figür olması. Bu yönüyle, kurduğu İran Komünist İşçi Partisi (İKİP) sürgünde olsun, İran içinde olsun hatta, Irak'ta olsun bir devamlılık sağlayabilmiş tek örgüt. Mansur Hikmet'in kurduğu ideolojik yapı oldukça eklektik. Bir yandan Stalinizme eleştiriler mevcutken bir yandan da tek ülkede sosyalizm teorisini savunabiliyor örneğin. Mansur Hikmet'in ölümünden sonra 3'e bölünmüş durumdalar. İKİP, İKİP/Hikmetist ve Komünistler Birliği.
15- İKİP ve İKİP/Hikmektistlerin yeni gelişen sosyalist kuşak içinde belirgin bir etkisi var. Diğer taraftan bu iki grup da oldukça yozlaşmış durumda. Örneğin, İKİP 24 saat yayın yapan TV'sinde porno filmler gösterebilirken, her iki oluşum da İsrail uzantıları ile organik bağlara sahip. Her iki oluşum da bedeller ödemiş eski kuşak devrimci geleneği yerlerden yerlere vururken (ideolojik anlamlardan daha çok devrimci tipolojisi olarak), modern sol dedikleri bir anlayışla disiplinli, merkezi bir anlayışa karşılar ve gençlere hitap etmek adına gayet burjuva yaşam biçimi olan örnekleri savunabilmektedir.
16- İKİP/Hikmetist şehir gerillası örneklerine seyrek de olsa başvururken diğer yandan poliste direnmeyi reddetmekte, çözülmeyi açıkça teorize etmektedir. Bunun neticesinde son olaylardan sonra tutuklanan yüzlerce sosyalist öğrencinin polis sürecinde ağır travmalar yaşamasında da belirleyici etkiye sahip olmuşlardır. İKİP/Hikmetist'in güven vermeyen, istikrarsız ve çürük bir yapı olduğunu belirtmek gerekiyor.
17- Son olaylardan sonra İran rejimi muhalif aktivistlere karşı büyük bir tutuklama kampanyasına girişmiştir. Sosyalist öğrenciler de bundan fazlasıyla nasiplerini aldılar. Diğer taraftan örgütlü bir yapının olmayışı bu tutuklama sürecini kesin bir yenilgiye dönüştürmüştür. Özellikle İKİP/Hikmetistlerin liderlik düzeyinde çözülmeci tavırları yenilgiyi ağırlaştırmış, direnen genç sosyalistler üzerinde de ağır bir yük oluşturmuştur. Bu nedenlerle sosyalist gençliğin en ileri kesimleri Hikmetistlere sırtını çevirmektedir.
18- İran rejiminin politik mahkumlar karşısındaki tavrı tamamen keyfidir. Özellikle soruşturmayı yürüten birimlerin yapısına göre büyük farklılıklar göstermektedir. Özellikle SAPAH adlı kontra birimin sorgusuna giren sosyalistler ağır işkencelerden geçmektedir. Bazıları ise doğrudan infaz edilmiştir. Son tutuklamalarda işkencede ya da doğrudan vurularak öldürülen politik mahkumların sayısı kesin olarak bilinemese de en az 10 civarındadır.
19- İran'daki rejim yaygınlaşan protestolar karşısında çareyi bilindik politik aktivistleri tutuklamada bulsa da durum hesapladıklarından çok daha farklıdır. Zira, hareketin gelişimi oldukça geniş tabanlı ve kendiliğinden bir karaktere sahiptir. Yani, sosyalistlerin önemli bir kısmının tutuklanmış olması hareketin soğuması anlamına geldi. Bundan sonra da geleceğe benzememektedir. Tutuklamaların tek anlamı göz dağı verme yoluyla sindirme çabası olmuştur.
20- Göz altından serbest bırakılan sosyalitlerin hatırı sayılır bir bölümü haziran sonu temmuz itibariyle İran'ı terk etmiştir. Politik unsurların bu terki halen devam etmektedir. Tekrar tutuklanma, ağır hapis cezalarına çarptırılma ya da doğrudan infaz edilme riski oldukça fazladır. Kaçışlar sahte pasaportla doğrudan biçimde yurtdışına olabildiği gibi denetimlerin zayıf olduğu karayolu ile de Türkiye'den gerçekleştirilebilmektedir. Bunun için de yasal bir pasaport gerekmektedir. Yasal bir pasaport da İran'da havaalanında tutuklanmanıza engel olamayacağı için denetimlerin zayıf olduğu karayolu tercih edilmektedir. Pasaport edinmeye imkanı olmayanlar, İran Türkiye sınırını dağlardan aşma suretiyle çıkış yapmaktadır. Dağlardan aşmalar, genelde kişi başı 1000 dolar karşılığında Kürt kaçakçıların yardımıyla gerçekleşirken Kürt gerilla grupları Komala ve PEJAK da zaman zaman bu kaçışlara yardım etmektedir.
21- Türkiye İran sınırını bu şekilde geçenler Van'a gelmekte burada mültecilik başvurusu yapmaktadır. Van'daki İranlı politik mültecilerin sayısı 3000'i bulmuştur. Bunların önemli bir bölümü İran'da baskı gören Bahai dininden insanlardır. Geri kalanı ise başta sosyalistler olmak üzere İranlı feministler ve hatta liberallerden oluşmaktadır. Bu şekilde Van'a gelen ve burada BM mülteciler ofisine mültecilik başvursu yapanlara bir Batı ülkesi için ancak 3 yılda izin çıkmaktadır. Türkiye bu politik mültecilere Van dışına çıkma yasağı getirmektedir. Ancak 1.5 yılın sonunda politik mülteciler Van dışında o da belirli illere olmak üzere yerleşme hakkı verilmektedir. En azından bir buçuk yılını Van'da geçirmek zorunda olan politik mültecilerin durumu oldukça zordur. Ailesiden ekonomik yardım alamayanlar İran'daki sosyalist dayanışma kaynaklarından gelen az miktarda parayla yaşamaya çalışmaktadırlar. Türkiye'nin politik mültecilere karşı tavrı uluslararası tavrın çok gerisindedir.
22- İran'da yeni bir sol kuşak güç kazansa da ciddi bir sosyalist örgütlenmeden bahsetmek güçtür. Acil olarak Bolşevik bir örgütlenmeye gerek duyulmaktadır. Devrimci sınıf mücadelesi dünyanın her yerinde Bolşevik bir öncü örgütlenmeyi zorunlu kılmaktadır, öte yandan İran'daki durumda profesyonel bir politik savaş aygıtının gerekliliği kendisini dayatmaktadır. İran'daki rejimin şakasının olmadığı sokaklarda öldürülen gençlerden de görüleceği gibi aşikardır. Bu durumda devrimci çalışmayı kesintiye uğramadan sürdürebilecek profesyonel bir örgüte duyulan ihtiyaç karşımıza çıkıyor.
23- Bunun için de İran işçi sınıfı ve gençliği kendi içerisinden bedelli bir mücadeleyi örgütleyecek öncüsünü çıkarmak zorundadır. Aksi takdirde İran'daki kapitalist mollalar için amatör dağınık devrimcileri dağıtmak zor olmayacaktır. Bu da ödenen bedellerin devrimci kanallara akıtılamaması anlamına geliyor.
24- Diğer taraftan Leninist bir örgüt savaşçılığı ve istikrarı ile mücadele etmek isteyen emekçi ve gençleri kendisine çekecektir. Değişimin yönü konusunda kafası karışık olan milyonlarca İranlı için sosyalist devrim hedefi duruma belirgin bir somutluk kazandıracak ve geleceği hazırlayacaktır.
25- İnsanlar İran'da despotizme karşı kanını akıtmaktadırlar. Leninist bir anlayışa istikrarlı ve kararlı bir savaş örgütüne duyulan ihtiyaç büyüktür. Sadece gerçek anlamda Bolşevik bir savaş örgütü Molla rejimi karşısında dikilebilir. Aksi takdirde İran'daki son muhalefet dalgası, İran egemen sınıfının şu ya bu kanadının çıkarlarına doğrultusunda kullanılabileceği gibi bu işten emperyalizmden karlı çıkabilir.
26- Söz konusu olan sosyalizm ya da barbarlıktır. İyice köşeye sıkışan Molla rejimi kendi iç istikrarı adına tüm bölgeyi savaşa sürükleyebilir. Bu durum da Ortadoğu'da pandoranın kutusunun açılması anlamına gelecektir.
27- Günümüzde "Ya Barbarlık Ya Sosyalizm" ikileminin bütün yakıcılığıyla kendini en çok dayattığı coğrafyalardan biri Ortadoğu'dur. Sömürü düzeninin yarattığı sefalet, vahşet katmerlendikçe Ortadoğu coğrafyasında öfke de, direniş de mayalanmaktadır. Pakistan'dan Türkiye'ye, İran'dan Mısır'a bu coğrafya geçmişte de bugün de bunun örnekleriyle doludur.
28- Emperyalist savaşlar cenderesinde bir kan gölüne dönüştürülmeye çalışılan Ortadoğu'da gençliğe geleceksizlik dışında sunabileceği bir şey olmayan sömürü düzenine karşı ancak bu coğrafyayı toptan sarabilecek bir devrimci güç kurtuluş yolunu açabilir. Afganistan ile başlayan emperyalist savaşların ve işgallerin Irak'tan sonra Pakistan'ı da içine alarak genişlemesi ya da Filistin'de İsrail'e karşı yükseltilen intifadaların dönem dönem birçok bölge ülkesini içine alan bir savaş niteliği kazanması Ortadoğu halklarının kader birliğini ortaya koymaya yetecek örneklerdir.
29- Afganistan'dan Irak'a, Filistin'ten İran'a sorunlu coğrafyalardan komşu bölgelere dağılan mülteciler Ortadoğu'nun kaynaşmışlığını, içiçe geçmişliğini göstermektedir. Kısacası kültürel olarak da birbirine çok yakın Ortadoğu coğrafyasını kapsayacak Sürekli Devrim Hareketi'ni inşaa etmenin önünde hiçbir engel olmadığı gibi bu görev kaçınılmaz bir zorunluluktur.
30- Tek tek ülkelerde sıkışıp kalan hareketlerin bütün bölgeyi etkileyen sorunlara devrimci yanıtlar üretebilmesi mümkün değildir. Ancak ortak bir kaderi paylaşan tüm Ortadoğu'ya yönelik bir perspektif üretip bunu yaşama geçirebilecek güçlere sahip bir devrimci hareket emperyalistler ve onların yerli ortakları alt-emperyalistlerin planlarını boşa çıkarabilir. Aksi takdirde ne kadar devrimci hedeflerle yola çıkılırsa çıkılsın yükselen direniş hareketleri ya süreci bütüncül algılayamadıklarından ya da kitlelerin enerjilerini akıp gitmesine yol açtıklarından egemenlerin ekmeklerine istemeden de olsa yağ sürmeye mahkumdur.
31- Kısacası, alternatif yaratılabildiği ölçüde kitlelerin barbarlık düzenine karşı öfkesinin devrimci kanallara geçmişte aktığı gibi bugün de akacağı Ortadoğu coğrafyasının evlatları bizler açısından bölgeyi topyekün saracak Sürekli Devrim Hareketi'nin yaratılması boynumuzun borcudur.
Boynumuzun borcudur, çünkü uğruna çok kan akıtılan bu coğrafyaya ancak o zaman gerçek kurtuluşu tadabilir.