İran seçimleri bu kez çok farklı bir kanala akmış durumda. Bu kanaldan akacak suların ne getireceğini şimdiden konuşmak zor, uzun vadede ise mücadele geleneği anlamında olumlu sonuçları mutlaka olacaktır. Şimdilik yapılması gereken neler olup bittiğini ayrıntısıyla kavramak ve İran'da devrimci görevin ne olduğunu ortaya koymaktır.
12 Haziran Cuma günü yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinden Ahmedinecat %62 gibi bir oyla, en güçlü rakibi Musavi'nin oylarını neredeyse ikiye katlayarak galip çıktı. Seçimlerden büyük beklentisi olan, seçim öncesi mitinglerde güçlü bir profil sergileyen Musavi yanlıları, hile yapıldığını savunarak seçimlerin tekrarını istedi. Seçimlerin hemen ardından yükselen muhalif sesler de hile iddialarıyla birlikte radikal kitle hareketine doğru evrildi. Seçim kampanyası sürecinde güçlü bir rüzgar estiren, değişim isteğinin güçlü olduğu kesimlerde heyecan yaratan Musavi'nin Ahmedinecat karşısında kaybetmesi sürpriz değildi, fakat Ahmedinecat'ın ikinci tura kalmadan %62 gibi bir oyla tekrar seçilmesi hile iddialarına güçlü bir zemin yarattı.
Seçimlerin yenilenmesi talebiyle başlayan protestolar radikal bir kitle hareketine evrilmiş durumda. Kitle hareketi ile rejimin paramiliter kuvvetleri Besiç milisleri arasındaki çatışmalarda ölenlerin sayısı giderek artıyor. Ve olaylar bu yazının yazıldığı sıralarda yatışmaktan henüz çok uzakta.
İran dünya politik sahnesindeki yeri, petrol zenginlikleri, dini ve ideolojik pozisyonu gibi nedenlerle özel bir ülke. Şimdilerde tüm dünya İran'a kulak kesilmiş durumda ve herkes İran'daki olaylar hakkında kendi meşrebince yorumlar yapıyor. Akıllar da doğal olarak karışıyor: Radikal kitle hareketi 1979'da olduğu gibi bir devrim başlangıcı mı, yoksa Musavi ve diğer üst düzey reformistlerin rejimle ilişkilerine bakarak olayları emekçileri ilgilendirmeyen egemen sınıf içi bir çatışma olarak mı değerlendirmeliyiz, ya da bu işte Ahmedinecat'ın ulusalcı çizgisini beğenmeyen Batı'nın parmağı mı var? Bu sorulara doğru cevaplar vermek önemli, çünkü İran bizim için de önemli bir ülke. İran, devrimci geçmişi çok güçlü olan ve bu mirası belirli ölçülerde de olsa bugünlere kadar korumuş, kanla yıkanan Ortadoğu coğrafyasında Sürekli Devrim Hareketi'nin kök salıp güçleneceği en önemli birkaç ülkeden birisi. Şimdilerde patlayan kitle hareketine o yüzden en büyük önemi atfetmek bizim için de çok önemli.
Musavi ve Reformistler Kimdir?
Musavi'ye kitle desteği kazandıran O'nun esas olarak değişim yanlısı bir söylem geliştirmiş olmasıdır. Yoksa Musavi'nin emekçilere hitap eden bir programı zaten olmadığı gibi popülist söylem bazında bile emekçi vurgusu Musavi de yoktur. (Böyle bir emekçi popülizmi Ahmedinecat'ta mevcuttu bu da O'nun seçim başarısının yoğun anti-ABD ve Anti-Siyonist söylemiyle beraber kaynağı durumundaydı) İran egemen sınıfının ılımlı, reformist kanadını temsil eden Musavi tam tersine ekonominin daha fazla serbestleştirilmesini ve özel yatırımlara kapıların sonuna kadar açılmasını istiyor.
Musavi'ye açık destek veren Rafcancani, Hatemi gibi reformcu isimler aynı zamanda İran'ın en zengin iş adamları. Rejime oldukça sadıklar ve şimdiye kadar da cumhurbaşkanlığı dahil rejimin en tepe görevlerinde bulundular. Musavi, Humeyni'nin oğlu olarak bilinen birisi ve 1982-89 süresinde rejimin en güçlü başbakanı olarak solcuların yok edilmesini ve İran-Irak Savaşı'nda ülkeyi ve çoğunluğu çocuk yüz binlerce kişiyi “şehit” olmaya gönderen gönüllülük kampanyalarını yönetti.
Yani bugün Ahmedinecat ile Musevi arasındaki kavga İran yönetici sınıfı içerisindeki bir kavgadır. Bir tarafta Musavi ve onu destekleyip yolunu açan Rafsancani ve Hatemi gibi İran'da sayıca az olan, serbest ekonomi yanlısı devrim zenginleri sınıfı var. Diğer tarafta da Ahmedinecat ve İran'ın devlet aygıtında, devlet yatırımlarının önemli yönetsel mevkilerinde ve dağıtım mekanizmalarında yer tutmuş, muhafızlık gibi kurumlarda kümelenmiş bürokratlar, yani devrimin bürokratik ayrıcalıklıları var. Egemen sınıf içerisindeki diğer kavgalar gibi bu kavga da belirli politik eksenlere sahip de olsa sonuçta bir paylaşım ve iktidar kavgasıdır. Dolayısıyla bilinçli İran işçileri seçimlerde Ahmedinecat'ı olduğu gibi Musavi'yi de desteklemeyecektir. İran rejimi koruma konseyi cumhurbaşkanlığına katılacak adayları sıkıca denetlemekte ve hiçbir gerçek muhalefetin sürece katılmasına izin vermemektedir. O haliyle İran rejiminin, kendi onayladığı adaylar dışında birinin seçilmesine izin vermediği anti-demokratik seçimlerde, politik sınıf bilinciyle donanmış emekçiler için seçimleri boykot etmek tek devrimci taktiktir.
Seçimleri Boykot Et Eylemleri Devrimcileştir
O haliyle Musavi'nin burjuva kampın bir temsilcisi olduğu, demokrasiden, değişimden yana gerçek bir anlam ifade etmediği, İran'daki molla rejime sadık bir düzen adamı olduğu tartışma götürmeyecek bir gerçektir. Diğer taraftan bu gerçekten hareketle giderek radikalleşen eylemlere bunun egemen sınıflar arasındaki kavganın bir yansıması olduğu gerekçesiyle uzak durmak, İranlı devrimciler açısından tarihi bir fırsatın kaçırılması anlamına gelecektir. Bu görüşü savunanların en çok dillendirdiği konuların başında göstericilerin ayrıcalıklı kesimlerden ve orta sınıflardan oluştuğudur. Bu iddiadaki yanlışlık aslında ortadadır. Musavi bu kadar oyu, arkasında büyük bir maddi ve manevi güç olarak duran eski reformcu cumhurbaşkanları, aynı zamanda İran'ın en zengin adamları Rafsancani ve Hatemi gibi isimlerden toplamadı. Salt yüksek sınıfların bir kısmının desteği ne kadar büyük bir oy potansiyeli yaratabilir ki? Yaşananlara orta sınıf radikalliği demek de doğru olmayacaktır. Kitle hareketinin ve Musavi yandaşlarının tabanını orta sınıfların oluşturduğu söyleniyorsa da orta sınıfların sayısal gücü % 30'u mu buluyor İran'da? Keza orta sınıfların en büyük ve en etkin kesimini oluşturan Çarşı (esnaf, zanaatkâr, tüccar vb. gibi İran'ın geleneksel orta sınıfları) geleneksel olarak muhafazakar kanadın bir bileşenidir. Üstelik orta sınıf tuzu kuruların sokaklarda salt Batı tipi demokrasi ya da özgürlük şiarıyla Devrim Muhafızlarına bağlı Besiç milisleriyle, polislerle karşı karşıya gelebileceğini düşünmek pek akla yatkın gelmiyor. Güvenilir bir kaynak olan İngiliz gazeteci Robert Fisk'in Tahran'daki olaylardan geçtiği haberlerdeki şu demeci önemlidir : “ Göstericiler yalnızca Kuzey Tahran'ın güneş gözlüğü takan zarif genç kadınları değildi. Yoksullar, sokaklarda çalışanlar ve daha yaşlı kadınlar da oradaydı. Bazılarının kucağında çocukları vardı ve bu günün anlamını açıklamak için zaman zaman onlarla konuşuyorlardı . ” İran'da değişim isteyen büyük bir gençlik güçlü var. Ve ayrıca egemen sınıf içerisindeki çatlaklardan emekçi sınıfların ve devrimci mücadelelerin güç kazandığı tarihte birçok kez görünmüştür. Özgürlük ve daha fazla demokrasi talebi özellikle İranlı üniversite öğrencileri arasında, beyaz yakalı işçi sınıfı içinde geniş bir destek kazanabiliyor. Gösterilerin şimdilik motor gücünü bu kesim oluşturuyor. Şimdilik diyoruz çünkü bugüne kadar gösterilere daha uzak kalmış olan mavi yakalı işçilerin en öncü katmanlarının da gösterilere destek vermeye başladığı yönünde haberler gelmeye başladı. Bunların başında son dönemde işçi sınıfı direnişinin simgesi durumuna gelmiş olan otobüs şoförleri sendikası ile otomobil endüstrisi işçileri de bulunuyor. Hatırlanacak olursa 1979'a girilirken işçi sınıfının aktif bir biçimde Şah karşıtı mücadeleye katılması ve genel grevler örgütlemesi olayları bambaşka boyutlara taşımıştı. İranlı devrimcilerin yapması gereken radikal kitle eylemlerine müdahaledir. Musavi'ye güvenmeme çağrıları, sınıf talepleri ile birleştirilmeli; işçi sınıfını mücadelenin başına geçirme çabası verilmelidir.
Radikal Kitle Eylemlerinin Şekillendiği Tarihsel ve Politik Eğilim
Bugünlerde İran hakkında yapılan yorumların hemen hemen tamamı tarihsel ve sınıfsal dinamiklerden bağımsız olarak yapılıyor. Kimileri Musavi'yi molla rejimden kopuk ciddi bir “demokratik” devrimci ve olayları da bir tür turuncu devrim olarak lanse ederken kimileri de aynı refleksle olaylar içinde ABD parmağı arayıp “ilericilik” ve antiemperyalistlik adına Ahmedinecat'a destek oluyor. Yine, İran gerçeğini daha iyi okuduğunu zanneden bazıları Musavi'nin rejime sadık bir adam olduğunu turuncu devrim bekleyenlerin olayları istedikleri gibi gösterdiklerini söyleyip buradan bir şey çıkmaz derken aynı şekilde düşünen bazı “sekter” eğilimler de bu gösterileri “egemenler içi kavga bizleri ilgilendirmez” diyebilmektedir.
Bütün bu yorumlar, İran'ın toplumsal dinamiklerini ve tarihten bugüne gelen mücadele geleneğini anlayamadıkları gibi toplumsal mücadelelerin genel yasalarından da bihaberdir. İran'ın kendi dinamiklerine değinmeden ikinci konuya toplumsal mücadelelerin genel yasalarından bir kısmına değinmek faydalı olacaktır. Musavi rejime sadıktır deniyor doğrudur, demokrat ve özgürlükçü de değildir diyenler var bu da kesinlikle doğru. Gelgelelim Musavi başka bir şeydir, bugün sokaklarda kanını akıtanlar başka bir şey. Tarihte birçok kez burjuvazinin ya da onun bir kanadının kendi hırsları doğrultusunda girdiği kavgada kitleleri yanlarına çağırdığı durumlarda belirli bir aşamadan sonra kitleleri kontrol edemediği görülmüştür. Ya da egemen sınıfın şu ya da bu kesiminin inisiyatifi ile başlayan olaylar bir süre sonra emekçilerden yana atılımcı bir hal alabilmiştir. 1905 Devrimi'nin fitilini ateşleyen Papaz Gapon Çarlık gizli servisi Ohrana'nın bir ajanı ve polis sendikacılığının bir önderi idi. Yine gerici bir cunta olan 27 Mayıs, hiç de istemediği ve öngörmediği şekilde 1960'ların devrimci atılımına zemin hazırlamıştır. Bu gibi örnekleri çoğaltmak hiç de zor değil. Sonuçta Musavi rejime sadık birisi olabilir, ama olayların daha şimdiden ulaştığı nokta başlangıçta kendisinin arzuladığı ve tahayyül ettiği noktadan bambaşkadır. Tarih, “Humeyni'nin oğlunu” çok özel bir yere, kendisinin planladığı yerden oldukça farklı bir yere sürüklemiştir. Ve olayların gidişi hiç de Humeyni'nin Oğlu'nun istemeyeceği şekilde İslami rejimin hayrına değildir. Bir devrimden söz etmek işçi sınıfı olayların başına geçmediği ölçüde ciddiyetle bağdaşmayacaktır fakat İslami rejimin daha şimdiden ağır hasarlar aldığı muhakkaktır.
İran'da son olayları ateşleyen çok güçlü bir toplumsal dinamik var. Bu dinamiğin çoğu kez atlanan olanaklarını ve kökenlerini irdelemek çok önemli. İlk olarak bu dinamik esas olarak gençliğe dayanıyor. İran'da İran-Irak Savaşı'nın acılarını yaşamayan ve bu dönemde iyice kemikleşen milliyetçi duygusallıkla yetişmemiş yeni bir gençlik kuşağı yetişti. Her zaman ve her ülkede toplumsal dinamikler açısından belirleyici olan gençliğin politize ve aktif olması İran gibi çoğunluğu 25 yaşın altında olan bir ülke için çok önemlidir. Bir diğer nokta da bu toplumsal dinamiğin kadın katılımının bir hayli yoğun olmasıdır. Kadınlar, baskıcı molla rejiminin mağdurlarından ve molla rejimiyle çelişkisi bitmeyecek bir kesimdir, üstelik toplumsal olaylarda kadın katılımının örgütçülük ve meşruiyet gibi alanlarda etkili işlevsel ve sembolik anlamları bulunmaktadır.
Bir diğer önemli husus İran'daki toplumsal dinamiklerin çok köklü olduğu ve sağlam bir geleneğe yaslandığıdır. İran, İslam Devrimi öncesinde de sivil toplum öğeleri bir hayli gelişmiş, kültür ve sanat alanında derin bir birikime sahip bir toplumdu. Daha 1905 Çarlık Rusya'sında başlayan devrim hareketi ve ilk defa ortaya çıkan Sovyetler şuralar adıyla Tebriz merkezli İran Azerbeycan'ında etkisini göstermişti. 1979'daki devrimden önce de İran işçi sınıfı ve gençliği grevler, genel grevler, ayaklanmalar, katliamlar ve daha bir dizi mücadele deneyimine sahipti. Şah'a karşı verilen demokrasi mücadelesi geniş bir katılımcı demokratik bilinci yaratmıştı. İran devrimci ve demokratik mücadelede nice aktivist mücadele kuşağı geliştirmiştir. Sivil toplumun gücü konusunda bir faktör de ulusal mücadelelerin etki alanında gelişmiştir. Hala çok aktif olan Kürt dinamiği İran sivil toplumunun bir parçasıdır.
Ve en önemli noktalardan birisi 1979'da Şahı deviren esas gücün sol-sosyalist bir içeriğe sahip oluşudur. Şah rejiminin gerçek anlamda sonunu getiren genel gev hareketini örgütlemiş olan işçi sınıfı içerisinde İran Komünist Partisi-TUDEH'in hegemonyası büyüktü. Gelgelelim, Stalinist TUDEH işçi iktidarını tamamen gündem dışında tutarken açıkça Humeyni'yi desteklemiş, bunun sonucunda da iktidarı konusunda SSCB'nin de dahil olduğu bir konsensus oluşan Humeyni (işçi devrimindense kötünün iyisini ifade ediyordu) rahat bir şekilde iktidara oturmuştu.
Gelgelelim İran'daki yeni rejim her ne kadar baskıcı ve içeri kapanmacı da olsa, 1 milyon insanını kaybettiği Irak-İran Savaşı'nda yükselttiği yaygın milliyetçi histeri de olsa İran toplumunun dinamizmini ve açıklığını köreltemedi. Zaten, toplumsal tepkinin merkezi konumunda olan üniversiteler 90'lı yıllar boyunca olaylıydı. Tahran Üniversitesi'ne rejime bağlı milisler giremezdi. Birçok kez bugünkünün ufak boylusu çatışmalar yaşanmıştı. Zaten Mollalarda şeriatçı katılığını bu dinamik yüzünden epeyce yumuşatmak zorunda kalmıştı. Diğer taraftan Molla rejiminin en büyük avantajı ABD-İsrail dış politikasıydı. Milliyetçi histerinin zembereğinin boşaldığı ABD ablukası esasında rejimin içeride nefes almasını sağlıyordu. Nükleer silah konusunda ABD ve İsrail ile yapılan kapışmalar mazlumluğa dayanan milliyetçi çimentonun devreye girmesini sağlayarak rejimin içeride istikrar sağlamasına neden oluyordu. Bugünkü olaylar karşısında Obama'nın tarafsız pozlar takınması da bu gerçek çerçevesinde hareket etmesindendir. Toplumsal muhalefeti 2000'li yıllar boyunca körelten bir bambaşka etmen de reformcu Hatemi'nin 1997-2005 arasındaki cumhurbaşkanlığı sürecinin tam bir hayal kırıklığı olmasıdır. İran egemen sınıfının bir kanadı olan Reformcuların özgürlükler alanında tam bir fiyasko oldukları, üstelik yolsuzluk ve sömürü konusunda çürümüşlük açısından pek de farklı olmadıkları Hatemi döneminde gözükmüştü. Bu yüzden de gerçek bir rejim karşıtı sol bir unsurun şekillenmediği durumda değişimden yana olanlar pasifleşmiş, Ahmedinecat dönemi açılmıştı.
Ne var ki muhafazakar Ahmedinecat'ın dört yıllık iktidarından ve Obama döneminde ABD ile ilişkilerin yumuşama eğilimine girmesinden sonra toplumsal dinamikler bir kez daha harekete geçti. Eğer İran egemen sınıfının muhalefeti kanla bastırması yaşanırsa ki şimdilerde olan budur, İran'daki mevcut düzen tüm meşruiyetini yitirmiş zorba bir rejim olarak toplumun çok önemli bir kısmınca nefretle anılacaktır. Üstelik Musavi'yi destekleyen büyük kent merkezli kesimler, daha çok kırsal kesim ağırlıklı olan Ahmedinecat destekçilerine göre çok daha etkili ve faal bir tabakadır. Bu tabakaya işçi sınıfının örgütlü olduğu kesimler de eklenirse rejim için alarm zilleri çalmaya başlayacaktır. Üstelik sokaklar bu sefer kanla bastırılsa da toplumsal dinamikler ilk fırsatta tekrar sokaklara akacaktır. Tabi ki gayet pragmatist olan İran'daki mevcut hakim mollalar toplumsal dinamiklerin bir ölçüde de olsa tatmini için özgürlükler alanının biraz daha genişletmeyi deneyeceklerdir. Diğer taraftan bu hamle olsa olsa gaz alma boyutlarında etkili olabilir.
Bir diğer önemli nokta da İran'daki Molla rejiminin sınıf çelişkilerini arttırdığı, yolsuzluklara battığı, Ayetullahların para babaları olduğu ve sömürünün tüm hızıyla devam ettiğidir. Bu yüzden kitle hareketin içerisinde emekçi söylemlerin yayılması için elverişli bir zemin bulunmaktadır. Ayrıca, radikal protesto hareketinin motoru durumunda olan gençlik içerisinde işsizlik rekor derecelerde gezinmekte. Gençlik içerisindeki yaygın hoşnutsuzluk, molla rejiminin alanını daraltmaktadır. Son 1 Mayıs'ta onlarca kişinin tutuklandığı İran gerek ülke içerisinde gerekse de ülke dışında devrimci Marksist aktif bir damara sahiptir. Emekçi söylem kitle hareketine kendiliğinden işçi sınıfının örgütlü kesimlerinin eylemlere katılımı ölçüsünde sızabileceği gibi örgütlü kesimlerin müdahalesi de gayet mümkündür.
İran Hakkındaki Diğer Yanılgılar
İran hakkındaki yanılgıların bir bölümü de gerçeği kendi ideolojik köhnemişliğine uygun şekilde bükmekten kaynaklanıyor. Bunlardan biri de Ahmedinecat'ın büyük bir “anti-emperyalist” ve uzlaşmaz bir anti-Amerikancı olduğudur. Oysa aynı Ahmedinecat'ın ilk cumhurbaşkanlığı döneminde “Şii” İran, ABD'nin Irak'taki işgaline direnen Şii Mehdi Ordusu'na destek vermek noktasında pasif kalarak; sınır komşusu Afganistan'da şii düşmanı Taliban güçlerini avlama konusunda ABD ile aynı safta yer alarak ABD emperyalizmine büyük katkı sağlamıştır. Bu durumun arkasında İran alt-emperyalist devletinin çıkarlarının süper güç ABD ile bu bölgelerde örtüşmesi yatıyor. ABD karşıtlığı büyük bir gürültüyle işlenirken İran rejimi buradaki ABD işbirlikçiliğini sessiz sedasız uyguluyordu. Ahmedinecat'ın yeni dönemde ABD ile ilişkileri ısıtacağından da şüphe duyulmamalıdır. Zira, Ahmedinecat da İran hakim sınıflarının pragmatist doğasına uygun davranmak zorundadır. Antikapitalist olunmadan anti-emperyalist olunamayacağı Marksistler için çok açıkken ideolojik duruşunu ulusalcılık meşrebine uygun biçimde büyük güçlerin tutumuna göre uyarlamaya çalışanlar Ahmedinecat'ı antiemperyalist ilan etmekte çekince görmüyorlar. Bu noktada vurgulamak gerekir ki gerek Ahmedinecat'ın gerekse Musavi'nin izleyeceği dış siyasetin, şahinliğini ya da uzlaşmacılığını belirleyecek olan İran egemen sınıfının değişen uluslararası konjonktüre göre şekillenecek çıkarlarıdır.
Seçimden Sonra Ne Oldu?
Seçim sonrası yaşanan hareketliliğin arkasında iki etken var: Birincisi, egemen sınıfların iç çatışmasının şiddetinin boyutu, ikincisi de öğrencilerden, beyaz yakalı işçilerden ve toplumun pek çok kesiminden destek bulan demokrasi ve özgürlük mücadelesi.
Açıkça görülüyor ki, bu iki etken birbirini tetikliyor, birbirinin rüzgârını şişiriyor. Egemen sınıf içi çatışmanın boyutu geçmiş zamanlardakine hiç benzemiyor. Rejime duyduğu tepkiyi eyleme döken bu denli büyük bir kitle hareketinin varlığı, Ahmedinecat'ın darbecilikle suçlanması, hatta dini Lider Ali Hamaney'e kadar giden eleştiri okları rejimin saygınlığını da büyük ölçüde sarsıyor. Diğer yandaysa, eylemcilerle polisler ve Besiç milisleri arasında şiddetli çatışmalar yaşanıyor; yurt baskınlarıyla, yakılan araçlarla, kurulan barikatlarla ve öldürülen göstericilerle dolu günler İran'ı sarsıyor.
Batı medyası ise olayları bir “renkli devrim” havasına sokmaya çalışsa da işin gerçeği hiç de öyle değil. Bu algılama, İran gerçeğinin bu unsurlarca hiç kavranamadığını ortaya koyuyor. Ne Musavi ne de yükselen kitle hareketi ABD güdümlü ilerlemiyor. Olayların sağlıklı yorumlanmaması, bizim ulusalcı, bağımsızlıkçı ve devrimciliği kendinden menkul “komünist”lerimizi utangaç bir şekilde Ahmedinecat canavarını savunmaya, onu anti-emperyalist bir kült haline getirmeye kadar gidiyor. İran'da kitlelerin sokağa inmelerini ABD'nin tezgâhı olarak görmek Ali Hamaney'in söylediklerini papağan gibi tekrar etmekten başka bir şey değil. Hal böyle oluna bize de sormak düşüyor “Komünistler” mi tutarsız, Hamaney mi gizli “komünist”?
İran sokaklarındakiler polisle çatışıyorlar. Ve bu iş, şimdilik Musavi'nin kontrolünde ya da arzusunda gibi görünse de yavaş yavaş belirli sınırları da zorlamaya başlıyor. Örneğin, “Seyid Ali Pinochet” gibi Hamaney'e yönelik sloganlar, Musavi'nin üretebileceği türden midir? İran'da bugünkü durumu, Şili'de Allende Hükümetinin Pinochet darbesiyle ezilmesine benzeten bu sloganın radikalliği, kitlelerin politik bilincinin yüksekliğini açıkça göstermektedir. Reformculardan yüzünü daha radikal söylemlere, Marksizme, sosyalizme dönen unsurların varlığına da işarettir. Ki 2000'lerden bu yana Hatemi'nin reformculuğundan ve düzen içi özgürlük, demokrasi söylemlerinden hepten umudu kesen genç nesil hem üniversitede hem de çalışma alanlarında daha radikal eğilimlere, Marksizm'e yönelmiş durumda.
Musavi, sadece hükümet karşıtlığı üzerinden muhalefeti yürütmeye çalışırken, kitlelerin sistemi karşısına almaktan korkmadığı ve düzen sınırları içinde reform taleplerinin sınırını aşabileceği ortadadır.
Seçimleri Boykot Et! Eylemleri Devrimcileştir!
Tabii ki bugünkü hareketler henüz işçi sınıfı merkezli değiller ve bu yüzden bu haliyle de bir sınırları olduğu kesin. Bu eylemliliğin içinde mutlaka devrimciler de yer almak, kitlelere seslenmek, örgütlenmek ihtiyacı ve sorumluluğunu duyacaklardır. Devrimcilerin geniş ölçekte görevi devrimci ve bağımsız işçi sınıfı siyasetini örmektir ancak İranlı devrimciler bugün demokratik talepler uğruna verilen mücadeleye seyirci kalamazlar. Musavi'nin taşıyamayacağı, altından kalkamayacağı sloganlar, kitle radikalliğini Musavi pragmatizminden kurtarıcı etkide olabilir ve bu tarz taktikler üretilmeli ve genişletilmelidirler de.
Bu, bugünkü eylemlerde ya da geleceğin eylemlerinde temel görev olmalıdır ki İran'da gelecek eylemler için kapı açılmıştır. İran'daki rejim bugün itibariyle hiçbir şekilde göz ardı edilemeyecek sağlam bir tokat yemiştir. Bunu ileriye taşımanın taktiklerini üretecek olan İranlı devrimcilerdir. Bugünü geleceğe taşımak için de işçi sınıfının uzlaşmaz siyasi çizgisi temelinde doğru taktiklerle yola çıkacak devrimci Marksist bir örgüt zorunludur.
Nitekim Musavi ve arkasındaki blok, kendilerinden beklenildiği üzere, kitle hareketi güçlendiği ve söylemleri düzen sınırları dışına doğru radikalleştiği ölçüde geriye çekilecek yarattığı enerjiden korkuya kapılacaktır. Bu, burjuvazinin karakteristik bir özelliğidir. Demokratik taleplerin karşılanabilmesi için bile işçi sınıfının devrimci mücadelesinin devrimci Marksist bir öncünün liderliğinde Sosyalist Ortadoğu Federasyonu hedefi çerçevesinde örülmesinin zorunluluğu bugün İran'da bir kez daha açığa çıkmıştır.