Aylık devrimci işçi gazetesi İşçinin Yolu Çıktı…

Yunanistan-İran-Türkiye Deneyimleri Işığında İşçinin Yolu Çıkarken…

İşçinin Yolu yayın hayatına başladı. Türkiye'de işçi sınıfının Bolşevik öncüsünü yaratma ve sosyalist dünya devrimi hedefine ilerleme yolunda yoğun devrimci faaliyetlerimizin ürünü olan örgütsel ve politik gelişmemizin bir ifadesi olarak Sürekli Devrim Hareketi'ni geçtiğimiz Nisan ayında gerçekleştirdiğimiz Kurultayımızla ilan etmiştik. Bu ilan, elbette ki başından beri ayrıntılarıyla planlanan bir stratejinin dönüm noktası anlamına gelen bir parçasıydı.

Bilindiği üzere, siyasal varlığımız, çok kısıtlı imkanlar dahilinde Marksist Bakış dergisinin Aralık 2004'teki ilk sayısının yayımlanmasıyla kitleler nezdinde açık bir hüviyete büründü. Marksist Bakış, kitle çalışması yapmak niyetiyle değil, emekçi sınıflar içerisinde devrimci Marksist bir politik faaliyeti örgütleyerek bu topraklarda Bolşevik bir geleneği inşa edecek öncü kadroları örgütlemek için yayın hayatına başladı. Bu amacına uygun olarak mücadeleci ileri unsurlarda ideolojik ayrıştırma ve netlik kazanma yoluyla programatik bir atılım yaratmaya dönük bir yayın politikası izledi. Stalinizm-Kemalizm ile bunlarla karışık biçimde giden küçük burjuva maceracılığı ve sol liberalizmin her açıdan iflas etmiş biçimleriyle var olan Türkiye solunun, kapitalizmin tasfiyesini başlatacak bir proleter sürekli devrim davasını bir adım ileriye götürecek yeteneği (birçok durumda da niyetinin) olmadığı gerçeği, Marksist Bakış'ın hem varlık nedeni hem de bir devrimci atılım için çıkış noktası oldu. Bunun dışında 1980'den sonra ortaya çıkmış, kendisini “Troçkist” ilan eden unsurların büyük bölümünün Pablocu reformizmin son derece yozlaşmış örnekleri olması ve az sayıdaki samimi unsurun da istikrarlı bir devrimci örgütsel yaşamı hayata geçiremeyerek iflas etmeleri durumu da Türkiye'de devrimci geleneğin atılımı açısından kaybedilmiş bir çeyrek asır anlamına gelmiştir. Ayrıca söz konusu 25 yıl boyunca Stalinizmden kopamayan bir takım utangaç Troçkist küçük burjuva merkezci akımlar da ortaya çıkmış, bu akımlardan en önemlileri varlıklarındaki bariz çelişkileri ortaya sererek kendilerini tasfiye etmişler; bir kısmı ise barındırdıkları hayli büyük çelişkilerle (sözde proleter devrimci Marksist, özde pasifist bürokratik Stalinist) halen gün doldurmaktadırlar.

Marksist Bakış, acı ama gerçek olan bu durum karşısında mücadeleci ileri unsurlarda ideolojik ayrıştırma yaratarak büyük kavgaları hazırlayacak öncü birikimini hedeflemiştir. Bu hedefin belirli ölçülerde karşılık bulmasına müteakip Nisan 2009'da Sürekli Devrim Hareketi (SDH) ilan edilmiştir. SDH, emekçi semtleri ve genel olarak gençlik içerisinde kitle çalışmalarını yoğunlaştırıp ülke genelinde kazanılmış mevziler yaratarak sınıfın içerisinde kalıcı bağlar geliştirme hedefini önüne koymuştur. Aslında bu da Bolşevik bir partinin yaratılması hedefidir. Yani, SDH, Bolşevik bir parti yaratmayı önüne koymuştur ve bu başarılana dek de faaliyetlerini sürdürecektir.

İşçinin Yolu, SDH'nin kitle çalışmalarının temel yayın organı olarak işçiler ve gençlik içerisinde somut bağlar örecek ve işçi semtleri ve işyerlerinde devrimci bir eğilim yaratacaktır. Marksist Bakış ise temel ideolojik referans olarak yayın hayatına devam edecektir. Devrimci enternasyonalist gelenek ışığında yeni bir işçi gençlik kuşağının örülmesi Türkiye devriminin esas sorunudur. Bunun başarılması Türkiye'de proleter devrimci dönemin kapılarını aralayacaktır.

Burjuva Düzen Zayıftır

Yunanistan ve İran'da iki komşu ülkenin gençliği, birisi geçtiğimiz Aralık'ta, diğeri Haziran'da olmak üzere büyük bir atılganlık gösterdi. Bu iki mücadeleden Türkiye hakkında sonuçlara gitmek mümkündür. Şöyle ki Yunanistan'da gençlik kitlelerinin eylemi dünya kamuoyunda epey ses getirse de Yunan burjuva düzenini sallayacak boyutlara ulaşamamıştır. İran'daki gösterilerse mantıksal sonuçları Molla düzeninin yıkılmasına dek gidecek bir niteliğe sahiptir, bu yüzden de Haziran ayı boyunca İran'daki düzen sarsıldı ve hatta halen sarsılıyor. Bu durum, düzenin kolluk kuvvetlerinin kitlelerin üzerine ateş açmasından görülmekte. Düzenin kolluk kuvvetleri açısından evrensel bir kuraldır; kolluk kuvvetlerinin silaha başvurmasına gerektirecek bir durum var ise, rejimin çözülmesi eğilimi de var demektir. Nitekim İran'daki mevcut rejim halka kurşun sıkan, zorba bir düzen olarak İran halkının vicdanında damgalanmıştır. Rejim meşruiyetini tümden yitirmiştir. Emekçi yığınların önderliksiz yapabileceklerinin bir sınırı olsa da İran gençliği ve emekçileri ilk fırsatta tekrardan başını kaldıracaktır. Yunan burjuvazisi ise hem güçlü uluslararası müttefiklere hem de Yunan Komünist Partisi (KKE) ve diğer sendika bürokratlarının kontrolündeki emek örgütleri gibi kitle içerisinde emniyet sübaplarına sahiptir. Ayrıca emekçi sınıfların yaşam standartlarında süregiden kayıplar henüz rejimin varlığının sorgulanacağı aşamada değildir. Bu yüzden kendinden emin olan Yunan burjuvazisi bir aydan daha fazla bir zamana yayılan ve yaygın şiddet içeren eylemlere ciddi müdahalelerde bulunmak yerine olayların kendiliğinden yatışmasını beklemiştir.

Türkiye hangi örneğe daha yakındır? Kuşkusuz Türkiye, İran örneğine daha yakındır. Belki çelişkiler İran'daki kadar billurlaşmış değildir, ama sınıfsal çelişkiler çok derindir ve bu nokta burjuva rejimin ayağının altından meşruluk zemininin tümden kayıp gitmesinin olanaklarını barındırmaktadır. Burjuva sistemin gençliğe geleceksizlikten başka sunabileceği bir şey yoktur. Hali hazırda Türkiye'de işsizlik oranı dünyanın zirvelerinde dolaşmaktadır. Milyonlarca genç yok pahasına uzun çalışma saatleri boyunca sömürülmektedir. Ve tıpkı İran gibi Türkiye'de yoğun bir genç nüfusa sahiptir. Gençlikse patronlar için pervasızca ömür tükettiğini hissetmekte, sadece ve sadece başka bir şansı olmadığını düşündüğü için “kadere” boyun eğmektedir. Gelgelelim sınıf merkezli mücadeleci bir alternatif olmadığı ölçüde emekçiler durumlarını kader olarak algılamaktan başka bir şansa sahip değildir. İşçinin Yolu tam da bu noktada emekçilere devrimci alternatifi sunma çabasında olacaktır. SDH'ın ve Bolşevik-Troçkistlerin temel tarihsel misyonu, emekçi sınıfların içinde bulunduğu mevcut yoğun sömürü şartları ile sınıfın boyun eğişi arasındaki asimetriyi bozmaktır.

Genç emekçi yığınlar için “geleceklerini ellerine almak için girecekleri onurlu kavganın” verilebileceği bir alternatifin olması durumunda yeni tohumlar filizlenecek ve büyüyecektir. Bunu en iyi bilen de egemen sınıftır. En ufak bir mücadeleyi bile bastırmak için bir ton polis yığmaları, 1 Mayıslarda Taksim'deki eylemi engellemek için İstanbul'u savaş alanına çevirmeleri boşuna değildir. Egemen sınıf farkındadır ki sistemleri emekçiler için cehennemidir. Bu yüzden devrimci sınıf mücadelesinin olasılığı bile onları ziyadesiyle ürkütmektedir. Mücadelemiz korkularının gerçeğe dönüşmesi içindir. Bunun için Marksizm'in ışığında azim ve sabırla dünya devrimine kadar mücadele edeceğiz.

ZAFERE KADAR SÜREKLİ DEVRİM!

KAHROLSUN SÖMÜRÜ DÜZENİ, YAŞASIN DEVRİM VE SOSYALİZM!