“Arabulucu” Türkiye ve Patriot Füzeleri

9 Eylül'de ABD Savunma Bakanlığı bir açıklama yaptı ve füze sorunu gündeme böyle girdi. Türkiye'ye 7.8 Milyar Dolar değerindeki Patriot füze kalkanı sistemi satışı ABD'de kongreden onay beklemekte. ABD Savunma Bakanlığı açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Bölgede kabul edilebilir bir askeri denge sağlamaya katkı çerçevesinde NATO müttefikimize, güçlü, kendini savunma kapasitesine sahip olmada yardım sağlamak ABD'nin ulusal çıkarı için elzemdir. Türkiye PAC-3 füzelerini, kendi füze savunma kapasitesini ilerletmek, yurt savunma güvenliğini güçlendirmek ve bölgesel tehditleri caydırmak için kullanacaktır.” Türkiye'de ise Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu füzelerin herhangi bir dış tehdit yüzünden alınmadığını, zaten yıllardır planlanmış olan “ordunun modernizasyonun bir parçası” olduğunu belirtti. Bu sözler açıkça yalan kokuyor. Bayram değil seyran değilken eniştesi durup dururken öpmez insanı. Öpüyorsa da vardır bir sebebi. Dünya ekonomik krizle çalkalanırken, Türkiye bütçesinin sağlık harcamalarına eşdeğer miktarı silaha yatırılıyor ve silah alımı modernizasyonun parçasıdır deniyor. Emekçiler açısından bunun yenilir yutulur yanı olamaz.

Gelişmelere yakından göz atalım. ABD'nin açıklamasından iki hafta önce Polonya gazetelerinde, ABD'nin Bush döneminde planladığı Polonya ve Çek Cumhuriyeti'ne füze savunma sistemi kurma fikrinden vazgeçtiği, yerine Türkiye ve İsrail'in düşünüldüğü belirtildi. ABD bu sistemleri kurmayı hedeflerken doğudan gelebilecek (İran, Kuzey Kore) nükleer tehditleri ön plana çıkardı. Rusya ise sistemin kendisine karşı kurulduğundan hareketle bu işe hiç sıcak bakmıyordu. ABD'nin Türkiye ile ilgili kararından sonra Rus yöneticilerin sevinmesi manidardır. Öte yandan, Türkiye 2006'dan beri hava savunma sistemi kurma konusunda ABD, Çin ve Rusya ile ilişkiler geliştiriyordu. Ki, şunu hatırlatmak gerekir: Türkiye şu anda hem Rusya'nın S-400 füzelerini birlikte üretme planıyla, hem de ABD'nin Patriotlarını satın alma planlarıyla meşgul. Alan memnun, satan memnun durumu ABD-Rusya ilişkilerine tam uyuyor. Gibi. Rusya kendini güvence de hissederken, ABD doğuya yönelik kirli emellerini uygulama şansını yakalıyor. Tabii uyum buraya kadar.

Rusya'nın Gürcistan'a karşı Osetya konusu üzerinden şahinliğini gördük. Yunanistan ve Kıbrıs'ın füze savunma sistemleri Rusya'dan, İran da bu satış kuyruğunda bekleyenlerden. Türkiye'ye yakın zaman önce Putin'in geldiğini ve enerji başta olmak üzere pek çok ortaklık kurulduğunu da biliyoruz. ABD'nin şu sıralar bir numaralı gündemi Afganistan; ancak bu seksen sekiz kollu ahtapotun elini her yerde görüyoruz. Ortadoğu'nun her karışına hakim olma arzusu -aslında petrolün yarattığı zorunluluk- yüzünden ve özellikle de İran'ın varlığı ve konumu sebebiyle ABD'nin Ortadoğu'ya yönelik stratejileri çok önemli. Türkiye, NATO müttefiki ve yılların güvenilir ortağı olması hasebiyle bu stratejinin en önemli halkalarından. İsrail'in şahinliği ABD'nin Obama ile birlikte değiştirmeye çalıştığı imajını zedelerken, Ortadoğu'da ve Kafkaslar'da hemen hemen her sorunda arabuluculuğa soyunan Türkiye'yi, ABD'nin Ortadoğu'daki taşeronu olmak için biçilmiş kaftan yapıyor. Tabi olayları yorumlarken ABD'nin kapısında köle olmuş ve her dediğini yapan bir Türkiye imajı çizmenin pek sağlıklı olmayacağını şerh düşmek zorundayız.

Patriot füze kalkanının Türkiye'ye kurulacak olması hakkında pek çok neden sayılıyor:

- ABD'nin, İran'ın nükleer faaliyetlerini şimdiye kadar engelleyememesi; yıldırma ve sıkıştırma yoluna gitmesi. İran'ın füze tehdidini artırması ve silahlanması. (Türkiye'nin İran'la ilişkilerinde sorun yok ve ABD-İran arasında arabulucu rolünde.)

- Türkiye'den geçen ve geçmesi planlanan enerji hatlarının korunması. (Kafkaslar: Nabucco Projesi, Putin'le yapılan enerji anlaşmaları, Ermenistan'la ilişkilerin iyileştirilmesi; Ortadoğu: Kürt açılımı, Irak Bölgesel Kürt Yönetimi'yle görüşme, Irak ve Suriye'yle Eylül ortasında yapılan anlaşmalar.)

- Kafkaslarda güçlenmeyi hedefleyen (Gürcistan'a yapılan müdahale gibi) ve Ortadoğu'da silah pazarına sahip Rusya'nın bölgedeki hava savunma sistemlerinin teknik altyapısında üstünlük arayışına ABD'nin cevabı. (Türkiye'nin Ermenistan açılımıyla, Rusya'nın Ermenistan üzerindeki etkisi azalacak.)

Saydığımız nedenlerin hepsi emperyalist çok bilinmeyenli denklemlerin ürünü; ama bu karmakarışık yumağın içinde gözümüze çarpan ve çok fazla dikkat edilmeyen bir şey var. Parantezlerin içinde “taşeron Türkiye”nin son dönemde gündemi işgal eden politik icraatları var. Bu kadar icraat “ABD başımızı okşasın!” diye yapılmaz. Davutoğlu'nun “ büyük bir küresel güce dayanarak bölgede güç yansıtmak, etki arttırmak” anlayışı işte tam bu noktada taşı gediğine koyuyor. Davutoğlu, 5 Eylül'de bir yazı yazmış, Mısır'daki Türk sermayesinin ağır sanayiye kaydığından, üç yılda 60 Milyon dolardan 1,2 Milyar dolara çıktığından ve 40.000 Mısırlı işçi çalıştırdığından bahsediyor. Türkiye güçleniyor. Türkiye çevresindeki bütün ülkelerle, ABD'yle, Rusya'yla, Çin'le vs. ile ilişkilerinde “barış meleği”, “güvenilir arabulucu”; ama niyeyse füze almak istiyor. Türkiye'de egemen sınıflar büyümenin peşinde, güçlenmenin peşinde: sermaye uluslararası yatırım peşinde, ordu “Güçlü Ordu, Güçlü Türkiye” peşinde. Anlayacağınız taşeron bölgesinde büyük patron olmak istiyor.

Sonuç: Öncelikle Ortadoğu'yu saran korkunç bir silahlanma yarışının yarattığı tehlikenin bilincinde olmak zorundayız. Silah tekelleri zenginleşirken, dünya kanlı savaşlara koşar adım gidiyor. Emekçilerin alınteriyle alınan silahlar emekçilerin kanını akıtıyor.

Ve dahası, Türkiye egemen sınıfları ABD'nin yamağı da olsa güçleniyor, bunu fark etmek ve önlemimizi almak zorundayız. Bu güçlenme, Türkiye'de işçilerin ve emekçilerin güçlenmesi değildir; daha çok baskı altına alınmasıdır, daha çok sesinin kısılmasıdır. Türkiyeli işçi ve emekçilerin, asıl anti-emperyalist mücadelesi ABD'ye olduğu kadar Türkiye'nin azgın egemen sınıflarına dur deme mücadelesidir. Mücadelenin ekseni, Türkiye egemenlerinin ayağını kaydırmak üzerinden çizilmek zorundadır.